<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Paylaşım TR, Türk Forum Sitesi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.paylasimtr.net/</link>
		<description><![CDATA[Paylaşım TR, Türk Forum Sitesi - http://www.paylasimtr.net]]></description>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 05:22:37 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurtlar Vadisi Pusu 82. Bölümde Kapıyı Açan Kimdi ?]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6833</link>
			<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 00:47:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Administrator</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6833</guid>
			<description><![CDATA[Az önce biten 82. bölümde beni en çok merakta bırakan kısım Polat ve Ebru'nun tatile diye gittikleri yerde Polatı aramaya çıktıklarında Ebru ve Kazım'ın karşılarına çıkan evde kapıyı açan kimdi? <br />
<br />
O sahneyi izlediğim anda birazda kendi isteklerimden ötürü Abdülhey olarak düşündüm. Daha sonrasında o değildir deyip İhtiyar'ların başkanı olabileceğini düşündüm fakat sonrasında Ebru'nun ve Kazım'ın onu hiç görmedikleri aklıma geldi ve yüz ifadelerinden kapıyı açan kişinin tanıdık biri olduğu aşikardı.<br />
<br />
O kapıyı açan kimdi gerçekten çok merak ettim, haftaya kadar bekleyeceğiz sanırım. Sizlerde düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/wink.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Wink" title="Wink" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Az önce biten 82. bölümde beni en çok merakta bırakan kısım Polat ve Ebru'nun tatile diye gittikleri yerde Polatı aramaya çıktıklarında Ebru ve Kazım'ın karşılarına çıkan evde kapıyı açan kimdi? <br />
<br />
O sahneyi izlediğim anda birazda kendi isteklerimden ötürü Abdülhey olarak düşündüm. Daha sonrasında o değildir deyip İhtiyar'ların başkanı olabileceğini düşündüm fakat sonrasında Ebru'nun ve Kazım'ın onu hiç görmedikleri aklıma geldi ve yüz ifadelerinden kapıyı açan kişinin tanıdık biri olduğu aşikardı.<br />
<br />
O kapıyı açan kimdi gerçekten çok merak ettim, haftaya kadar bekleyeceğiz sanırım. Sizlerde düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/wink.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Wink" title="Wink" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hafıza Kartı]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6832</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 18:45:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator>тaოєя</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6832</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar bende samsung J150 tel. var Hafıza kartını takıyorum yukarda şekli gözkmüyo kart takılınca ama kartı çıkarınca hafıza kartı çıkarıldı yazıyo Ne yapabilirim sizce]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar bende samsung J150 tel. var Hafıza kartını takıyorum yukarda şekli gözkmüyo kart takılınca ama kartı çıkarınca hafıza kartı çıkarıldı yazıyo Ne yapabilirim sizce]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kartal'ın ilginç rekoru]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6831</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 22:37:30 +0200</pubDate>
			<dc:creator>тaოєя</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6831</guid>
			<description><![CDATA[Turkcell Süper Lig'de bu sezon 23 maçta sadece 31 gol atan, ancak yediği gol sayısını da 15'te tutan Beşiktaş, bu istatistiğiyle <span style="font-weight: bold;">Avrupa'da ikinci sırada yer aldı.</span><br />
<br />
Geride kalan 23 maç sonunda 6 golü hükmen galibiyetten olmak üzere toplam 31 gol atan Beşiktaş, az atıp çok kazananlar listesinde Fransa ekibi Auxerre'in ardından ikinci sırada.<br />
<br />
Turkcell Süper Lig'de haftayı hükmen galibiyetle 3 puan alarak tamamlayan Beşiktaş, bu sezon adeta kıtlıktan ekmek çıkarıyor. Sezonun 7. haftasında olduğu gibi 24. haftayı da hükmen Ankaraspor galibiyetleriyle geçiren siyah-beyazlılar, havadan gelen bu 6 golün dışında rakip fileleri toplamda 25 kez havalandırdı.<br />
<br />
23 haftada 13 kez 3 puanı bir arada gören Kartallar, kazandığı galibiyetlerin 4'ünde (Antalyaspor, Trabzonspor, Fenerbahçe, Gençlerbirliği) rakiplerine 2 ve üstü fark yapmayı başardı. Bu arada siyah-beyazlılar'ın geride kalan 23 haftada elde ettiği 13 galibiyetten 7'sini tek farklı sonuçlarla alması da dikkat çekiciydi.<br />
<br />
BEŞİKTAŞ'I ASTON VILLA VE PALERMO İZLİYOR<br />
<br />
Gol yollarında bu sezon ekonomik takılan Beşiktaş, 31 golle 45 puan topladı. Bu rakamlarıyla Kartal, Avrupa'nın önde gelen ligleri dikkate alındığında ilginç bir istatistiği elinde bulunduruyor.<br />
<br />
Avrupa'nın 5 önemli liginde 45-48 puan civarına ulaşan takımlara göz attığımızda, şöyle bir durum karşımıza çıkıyor. Beşiktaş, Avrupa'nın 5 önemli lig kıyaslamasına göre Auxerre'in ardından 48 ve civarı puana en az golle ulaşan ikinci takım hüviyetinde. Tabloya bakıldığında aynı şekilde İngiltere'de Aston Villa ve İtalya'da Palermo da az gol atıp çok kazananlar durumunda.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Turkcell Süper Lig'de bu sezon 23 maçta sadece 31 gol atan, ancak yediği gol sayısını da 15'te tutan Beşiktaş, bu istatistiğiyle <span style="font-weight: bold;">Avrupa'da ikinci sırada yer aldı.</span><br />
<br />
Geride kalan 23 maç sonunda 6 golü hükmen galibiyetten olmak üzere toplam 31 gol atan Beşiktaş, az atıp çok kazananlar listesinde Fransa ekibi Auxerre'in ardından ikinci sırada.<br />
<br />
Turkcell Süper Lig'de haftayı hükmen galibiyetle 3 puan alarak tamamlayan Beşiktaş, bu sezon adeta kıtlıktan ekmek çıkarıyor. Sezonun 7. haftasında olduğu gibi 24. haftayı da hükmen Ankaraspor galibiyetleriyle geçiren siyah-beyazlılar, havadan gelen bu 6 golün dışında rakip fileleri toplamda 25 kez havalandırdı.<br />
<br />
23 haftada 13 kez 3 puanı bir arada gören Kartallar, kazandığı galibiyetlerin 4'ünde (Antalyaspor, Trabzonspor, Fenerbahçe, Gençlerbirliği) rakiplerine 2 ve üstü fark yapmayı başardı. Bu arada siyah-beyazlılar'ın geride kalan 23 haftada elde ettiği 13 galibiyetten 7'sini tek farklı sonuçlarla alması da dikkat çekiciydi.<br />
<br />
BEŞİKTAŞ'I ASTON VILLA VE PALERMO İZLİYOR<br />
<br />
Gol yollarında bu sezon ekonomik takılan Beşiktaş, 31 golle 45 puan topladı. Bu rakamlarıyla Kartal, Avrupa'nın önde gelen ligleri dikkate alındığında ilginç bir istatistiği elinde bulunduruyor.<br />
<br />
Avrupa'nın 5 önemli liginde 45-48 puan civarına ulaşan takımlara göz attığımızda, şöyle bir durum karşımıza çıkıyor. Beşiktaş, Avrupa'nın 5 önemli lig kıyaslamasına göre Auxerre'in ardından 48 ve civarı puana en az golle ulaşan ikinci takım hüviyetinde. Tabloya bakıldığında aynı şekilde İngiltere'de Aston Villa ve İtalya'da Palermo da az gol atıp çok kazananlar durumunda.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eşeği Canlı Canlı Aslanların Önüne Attılar]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6830</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 16:36:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SisteM</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6830</guid>
			<description><![CDATA[Turist çekmek çin hayvanlara yapılan işkencelere bir yenisi daha eklendi. Sırf eğlence olsun diye canlı canlı eşeği aslanların olduğu kafesin içine attılar..<br />
<br />
Videoyu izlemek için <font color="red">Merhaba Ziyaretçi Linkleri Görebilmek için <a href="member.php?action=register"><strong>ÜYE </strong></a> olmanız gerekmektedir.Üye iseniz <a href="member.php?action=login"><strong>BURAYA</strong></a> tıklayarak giriş yapınız.</font>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Turist çekmek çin hayvanlara yapılan işkencelere bir yenisi daha eklendi. Sırf eğlence olsun diye canlı canlı eşeği aslanların olduğu kafesin içine attılar..<br />
<br />
Videoyu izlemek için <font color="red">Merhaba Ziyaretçi Linkleri Görebilmek için <a href="member.php?action=register"><strong>ÜYE </strong></a> olmanız gerekmektedir.Üye iseniz <a href="member.php?action=login"><strong>BURAYA</strong></a> tıklayarak giriş yapınız.</font>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Almanya Egitim Sistemi [Turkiye'den Mezun olup Almanyada okumak ?&#93;]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6829</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 01:33:31 +0200</pubDate>
			<dc:creator>µGµr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6829</guid>
			<description><![CDATA[Avrupanın ortasında yer alan Almanya Federal Cumhuriyeti, kuzeyde Danimarka, batıda Belçika, Lüksemburg ve Fransa, güneyde İsviçre ve Avusturya, doğuda Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi dokuz ülke ile komşudur. Almanya Federal Cumhuriyeti, Doğu ile Batı arasında olduğu gibi İskandinavya ile Akdeniz bölgesi arasında da eskiden olduğundan çok daha fazla öneme sahip olmuştur. Avrupa birliği ve NATO üyesi olan Almanya, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine bir köprü oluşturmaktadır. Almanya Federal Cumhuriyetinin yüz ölçümü 357 000 km2 olup ülkenin genişliği kuzeyden güneye 876 km, batıdan doğuya uzunluğu ise 640 km dir. Almanyanın sınırları 3 758 km uzunluğundadır. Almanyanın nüfusu yaklaşık 82,1 milyondur. Almanya Avrupada Rusya Federasyonundan sonra en fazla nüfusa sahip ülke durumundadır. Avrupada nüfus sayısı bakımından Almanyayı 59 milyon ile İngiltere ve Kuzey İrlanda, 58,6 milyon ile Fransa ve 57,5 milyon ile İtalya izlemektedir. Almanyanın iklimi Atlas Okyanusu ile Doğu nun kara iklimi arasında ılımlı, serin batı rüzgarları arasındaki bölgede yer almaktadır. Isı derecesinde ani değişmeler pek nadir olur. Her mevsimde yağış vardır. Kışın ortalama sıcaklık, alçak bölgelerde 1,5 derece ile dağlarda 6 derece arasında değişir. Temmuz ayının sıcaklık ortalaması, alçak bölgelerde 18 derece, güneyin korunmuş vadilerinde ise 20 derece dolaylarındadır. Bu arada Yukarı Ren Vadisi ılımlı iklimi, Yukarı Bavyera zaman zaman hissedilen Alplere özgü ılık Güney Rüzgarı ile ve Harz ise sert rüzgarı, serin yazları ve karlı kışları ile kendine özgü birer iklim bölgesi oluşturur. Almanyanın demografik yapısında 7,3 milyon yabancı bulunmaktadır. Kilometre başına düşen 230 kişi ile Almanya Avrupanın en yoğun yerleşimli ülkelerinden biridir. Almanyada nüfus dağılımı bölgelere göre büyük değişiklik gösterir. İki Almanyanın birleşmesinden sonra Berlinin nüfusu 4,3 milyona çıkmıştır. Kentlerin iç içe girdiği Ren ve Ruhr boyundaki sanayi bölgelerinde 11 milyondan fazla insan yaşamakta olup kilometrekareye 1100 kişi düşmektedir. Almanyada milli azınlıklar olarak Sorblar Slav kökenli olup Lausitz bölgesinde yaşamaktadırlar. Frizyalılar ise Kuzey Denizi kıyısında (Aşağı Ren ve Ems Nehirleri arasında) yaşamakta olup aynı zamanda Danimarkalılar, Alman Sinti ve Romanlar da milli azınlık olarak sayılmaktadır. Almanyadaki yabancıların sayısı ise 1998 itibariyle 7,3 milyonu civarındadır. Alman Federe Devletleri: Almanya Federal Cumhuriyeti 16 eyaletten oluşur. Bunlar<br />
1.Baden-Würrtemberg (Başkenti: Stuttgart)<br />
2.Bavyera (Başkenti: Münih)<br />
3.Berlin<br />
4.Brandenburg (Başkenti: Potsdam)<br />
5.Bremen<br />
6.Hamburg<br />
7.Hessen (Başkenti: Wiesbaden)<br />
8.Mecklenburg-Vorpommern (Başkenti: Schwerin)<br />
9.Aşağı Saksonya (Hannover)<br />
10.Kuzey Ren-Vestfalya (Başkenti: Düsseldorf)<br />
11.Rheinland-Pfalz (Başkenti: Mainz)<br />
12.Saarland (Başkenti: Saarbrücken)<br />
13.Saksonya (Başkenti: Dresten)<br />
14.Saksonya-Anhalt (Magdeburg)<br />
15.Schleswig-Holstein (Kiel)<br />
16.Thüringen (Başkenti: Erfurt)<br />
Yukarıdaki listede Berlin, Bremen ve Hamburg kent devletleridir. Almanya 1990 yılında birleşinceye kadar Federal Cumhuriyet sayısı 11 idi.<br />
EĞİTİM VE ÖĞRETİM<br />
Almanyada 1998 yılında 52 000 adet okulda yaklaşık 720 800 öğretmen ile toplam 12,7 milyon öğrenci eğitim görmüştür. Alman anayasası herkese (yabancılar da dahil) kişiliğini serbestçe geliştirme, okulunu, eğitim yerini ve mesleğini yeteneğine göre serbestçe seçme hakkı vermektedir. Eğitim politikasının temel amacı herkese yetenekleri ve bilgisine uygun eğitim olanakları sağlamaktır. Sanayi ve üretimde hammadde bakımından yetersiz bir endüstri ülkesi olan Almanyanın iyi eğitilmiş uzman işgücüne ihtiyacı vardır. Bu nedenle Almanyada eğitime büyük miktarda para harcanmaktadır.Tüm Federal Almanyada 1997 yılında ilkokul öğrencilerinden yüksek öğretim öğrencilerine kadar bütün öğrencilerin teşviki için alınan önlemler dahil okul ve yüksek okullara sadece kamu bütçesinden yaklaşık 163,9 milyar mark harcanmıştır.Anayasanın 7. maddesi uyarınca bütün okullar devletin denetimine tabidir. Almanya Federal Cumhuriyetinin federatif yapısı dolayısı ile eğitim işlerindeki yetki federal devlet ile eyaletler arasında paylaşılmıştır. Eğitim alanındaki yasama ve yönetim işlerinde yetkinin büyük kısmı eyaletlerdedir. Bu durum özellikle okullar, yüksekokullar, yetişkin eğitimi ile olgunlaşma eğitimi alanları için geçerlidir. Okul sisteminde bir ortak ya da benzer temel yapı Almanya Federal Cumhuriyetinin eyaletleri arasında Okul İşlerinde Birlik Sağlama Anlaşması (14 Ekim 1971 tarihli Hamburg Anlaşması) ile güvence altına alınmıştır. Eyaletler bu anlaşma ile okula gitme zorunluluğu, örgütlenme biçimleri, sınavların tanınması gibi konularda bağlayıcı düzenlemeler kararlaştırmışlardır. Almanya Federal Cumhuriyetinde eyaletlerin Kültür Bakanları Daimi Konferansı (KMK), tüm eyaletlerde okul sistemlerinin ortak temellere dayandırılması ve genel bilgiler veren okulları bitirme belgelerinin karşılıklı olarak tanınması için bazı ek kararlar almıştır. Eyaletlerin Kültür Bakanları Daimi Konferansı çerçevesindeki işbirliği bir çok alanda okul sistemlerinin aynı yönde ve birbirine benzer bir gelişme sağlamasını mümkün kılmıştır. KMKnın en önemli görevi Almanya içinde okul değiştirebilmeyi kolaylaştırmaktır. Bunun yanı sıra eyaletler kararlarını ileride eğitim alanında daha fazla çeşitliliğe açmak istemektedirler.<br />
OKULA GİTME ZORUNLULUĞU<br />
Okula gitme zorunluluğu, çocuğun 6 yaşını doldurduğu yıldan 18 yaşına kadar, yani 12 yıl sürer. Öğrenci bu sürenin ilk dokuz yılında (bazı eyaletlerde on yıl) bir tam gün okula sonra daha ileri eğitime götüren ve genel bilgiler veren bir okula ya da tam gün bir meslek okuluna devam etmemesi durumunda okula gitme zorunluluğunu yerine getirmek için belirli günlerde bir meslek okuluna gider. Eğitim malzemesi, özellikle okul kitapları, öğrenciye kısmen ücretsiz, kısmen de ödünç olarak verilir. Eğitim gereçleri verilirken ailenin gelirine göre uygun bir katılım ücreti alınabilir.<br />
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM<br />
Almanyada okul öncesi eğitim kuruluşları olan çocuk yuvaları, kamu okul sisteminin bir parçası değildir. Bunlar çocuk ve gençlik yardımı alanına girmektedir. Yuvalar çoğunlukla kiliseler, yardım kuruluşları ve belediyeler, bazen de işletmeler ve dernekler tarafından finanse edilmektedir.<br />
OKUL SİSTEMİ<br />
Çocuklar 6 yaşında Grundschule adı verilen bir temelokula giderler. Bu okullar genellikle 4 yıl, Berlin ve Brandenburgda ise 6 yıl sürer. Eyaletlerin çoğunda çocuklara temelokulun ilk iki yılında not (karne) verilmez, sadece rapor şeklinde bir genel değerlendirme yapılıp çocuğun ayrı ayrı derslerde sağladığı gelişmeler veya zayıf tarafları ayrıntılı olarak belirtilir. Çocuklar hep birlikte 4 yıl temelokula devam ettikten sonra genel eğitim veren orta dereceli bir okula giderler. Bu okullarda 5. ve 6. sınıflar, çocuğun ileride izleyeceği eğitim yolunu saptamaya yarayan bir özel teşvik, gözlem ve yön belirleme dönemidir. Bu yönlendirme dönemi, eyaletlerin çoğunda orta dereceli okulların çeşitli tipleri çerçevesinde, bazı eyaletlerin ise okul tipinden ayrı başlı başına bir birim olarak kurulmuştur. Çocukların yaklaşık beşte biri (1998/1999) temelokuldan sonra Hauptschule  adı verilen esasokula devam ederler. Bugün Hauptschuleye devam eden her öğrenci, özellikle Almanca, Matematik, Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler, bir yabancı dil (genellikle İngilizce) ve meslek öğrenimine girişi kolaylaştıracak bir meslek dersi öğrenmektedir. Hauptschuleyi başarı ile bitirmek genellikle bir ikili meslek eğitimi olanağı sağlayıp zanaat ve sanayi alanlarında pek çok meslek eğitimine devam yolunu açar. Esasokuldan beş ya da altı yıl sonra ayrılanlar, genellikle bir işletmede meslek öğrenimine başlar ve meslek eğitimine paralel olarak en az 18 yaşına kadar bir meslek okuluna giderler. Realschule adı verilen, bir çeşit ortaokul, Hamptschule ile lise arasında yer alır ve öğrencilerine daha ileri genel bilgiler verir. Bu okul 5.sınıftan 10.sınıfa kadar altı yıl sürer ve ortaokul diploması ile sona erer. Realschule diploması, daha ileri eğitim veren meslek okullarına ya da bir meslek lisesine girme olanağı sağlar. 1999 yılında okulu bitiren öğrencilerin yaklaşık %40ı böyle bir ortaokul (Realschule) mezunuydu. Genelde 9 yıl süren Gymnasium (Lise) eğitimi, öğrencilerine derin bilgiler verir. Eskiden bu okullarda eski diller, yeni diller ve matematik ve doğa bilimleri şeklinde bir ayrım yapılırdı. Bu ayrım artık pek kalmamıştır. Liselerin reform görmüş bir üst kademesi, yani 11.-13. sınıfları (iki eyalette 10.-12. ve 11.-12. sınıflar) vardır. Bu kademede klasik sınıf sisteminin yerini kurs sistemi alır. Kurslarda öğrencilerin belirli zorunlu derslerin yanında, kendilerini ilgilendiren ve yeteneklerine uygun düşen derslere ağırlık verme olanakları vardır. Okutulan dersler hep görev alanlarına göre düzenlenmiştir; örneğin dil-edebiyat-sanat, toplumbilim ve matematik-doğa bilimleri-teknik görev alanları mevcuttur. Bu üç görev alanından başka din dersi ile spor vardır. Liselerdeki üst kademe, bir lise bitirme sınavı ile sona erer. Öğrenci lise bitirme sınavına dört dersten girer. Lise bitirme sınavı ile öğrenci, 13 yıllık bir eğitim döneminden sonra olgunluk diploması nı alır. Bu diploma ona yüksekokulların bütün öğretim dallarına devam hakkı sağlar. Yüksekokullarda eğitime başlayabilmek için bir lise ya da meslek lisesi diplomasına sahip olmak gerekir. Ancak liseyi bitirip üniversiteye kayıt için başvuranların sayısı çok fazla, yüksekokullardaki eğitim yeri sayısı ise yeterli olmadığı için, bazı öğrenim dallarına giriş ülke çapında ya da bölgesel olarak sınırlandırılmıştır. Gerek merkezi gerekse bölgesel öğrenci seçim yönteminde öncelikle öğrencinin olgunluk diplomasındaki notlarının ortalaması ve lise bitirme tarihi ile yüksekokula başvuru arasında geçen bekleme süresi dikkate alınır. Ortaöğretim düzeyindeki okul çeşitlerinden bir başkası da bir karma model olan entegre (toplu) okuldur (Gesamschule). Bu tip okulda çocuklar beşinci sınıftan onuncu sınıfa kadar ders görürler. Bazı entegre okulların üst kademesi de vardır. Bu kademedeki sınıflar, tıpkı liselerin üst sınıfları gibi düzenlenmiştir. Kooperative Gesamschule adı verilen karma okulda ve okul merkezinde (Bremen) Hauptschule (esas okul), Realschule (ortaokul) ve Gymnasium (lise) gerek pedagojik gerekse örgütsel bakımdan biraradadır, entegre karma okullarda ise bunlar bir pedagojik, bir de örgütsel birim oluştururlar. Entegre okulda derslerin bir bölümünde (matematik, birinci yabancı dil, Almanca, kimya/fizik) öğretim, yedinci sınıftan itibaren derslere göre en az iki farklı düzeyde kurslar halinde yapılır. Kursların düzeyi, dokuzuncu ve onuncu sınıflardan sonra yapılan sınavlara göre saptanır (esasokul bitirme, ortaokulu bitirme, lisenin üst kademesine girme hakkı). Bazı eyaletlerde başka okul tipi olarak �Regelschule� (Thüringen), �Mittelschule� �ortaokul- (Saksonya), �Sekundarschule�-ortaöğretim okulu- (Saksonya-Anhalt), Integriete Haupt-und Realschule  Entegre esas ve ortaokul- (Hamburg), Verbundene Haupt- und Realschule  birleşik esas ve ortaokul- (Hessen, Mecklenburg-Vorpommern), Reginole Schule-bölgesel okul- (Rheinland-Pfalz) ve Erweiterte Realschule-genişletilmiş ortaokul- (Saarland) vardır. Bu okullarda (Hauptschule) esasokul eğitimi ile (Realschule) ortaokul eğitimi biraraya getirilmiştir. 7.sınıftan itibaren dersler verilecek bitirme diploması dikkate alınarak düzenlenmiş sınıflarda ya da kurslarda yapılır. Bu okullarda 9. ve 10. sınıflardan sonraki bitirmeler orta öğretim düzeyindeki diğer okulların koşullarına göre düzenlenmiştir ve Kültür Bakanları Konferansının 1993 tarihli kararına göre (1996 yılı şekliyle) bütün eyaletler tarafından karşılıklı olarak tanınmaktadır. Özürlüler için genel okullarda yeteri kadar teşvik göremeyen çocuk ve gençler ayrı özel okullara devam ederler. Almanya da her okul ve her okul kademesi için eğitilmiş öğretmenler vardır. Bunların hepsi için yüksek öğretim şarttır, fakat eğitim alanları birbirinden farklıdır. Grundschule ile Hauptschule öğretmenleri genellikle 7 semestre eğitim görürler. Realschule, özürlüler okulu, lise ve meslek okullarında ders verecek öğretmenlerin eğitim süresi 9 semestredir. Öğretmen olacak bütün gençler eğitimlerinin sonunda Birinci Devlet Sınavına girerler. Bu sınavdan sonra seminerler ve eğitim okullarında pratik hazırlık hizmeti yaparak (genelde 24 ay, Türkiyedeki stajer öğretmenlik gibi) bir pedagojik pratik eğitim devresi geçirir ve bu devrenin sonunda İkinci Devlet Sınavı na tabi tutulurlar. Resmi okullardaki öğretmenler kural olarak eyalet hizmetinde memurdurlar. Doğu Almanya eyaletlerindeki öğretmenlerin büyük kısmı ise sözleşmeli olarak çalışmaktadırlar.<br />
MESLEKİ EĞİTİM<br />
Almanyada gençlerin çoğunluğu (aynı yaş grubundakilerin %70i) okulu bitirdikten sonra Duales System adı verilen ikili sistemde devlet tarafından tanınıp kabul edilen bir mesleği öğrenirler. Bu gençler genellikle esasokulu ya da orta okulu bitirmiş olan öğrencilerdir. Ancak liseyi bitirdikten sonra böyle bir meslek öğrenmeye karar veren gençlerin sayısı da az değildir. Eğitimde ikili sistem: İkili sistem kapsamına giren meslek eğitimleri iş dünyasının gereksinimine göre federal devlet, eyaletler ve sosyal ortaklar (işveren ve sendikalar) tarafından sıkı bir işbirliği ile saptanır. Bu eğitimin süresi, mesleğine göre 2-3,5 yıl arasındadır. Eğitimin içeriği ise söz konusu mesleğin ilerdeki taleplerine göre düzenlenir. Eğitim görenlere belli bir ücret ödenir. İkili sistemin finansmanı için işletmeler ve devlet büyük ödemelerde bulunur. İkili sistem birçok ülkede uygulanan okul eğitiminden çok farklı özelliklere sahiptir. Bunlar: -Öğrenim büyük kısmı itibariyle sınıf içerisinde değil ekonominin üretim atölyelerinde veya hizmet işletmelerinde, örneğin bir işletmede ya da bir serbest mesleğin uygulamasında ya da kamu hizmetinde yapılır. Öğrenimde bulunan genç, zaman zaman bir meslek okuluna devam için serbest bırakılır. Böylece gençler üç veya dört gün işletmede, bir ya da iki gün de meslek okulunda eğitim görürler. -Eğitim iki ayrı eğitim sorumlusu arasında yani işletme ile meslek okulu arsında taksim edilmiştir. Bunlar ayrı ayrı yetki alanına girmektedir. İşletmede eğitim federal hukuka, okul eğitimi ise eyaletler hukukuna tabidir. İşletmede eğitim, kullanılan tekniğin çağdaş düzeyine uygun şartlar altında, makine ve tesisler başında yapılır. Büyük işletmelerde bu öğrenim eğitim atölyeleri ve işyerinde cereyan eder. Küçük işletmelerde eğitilenler doğrudan işyerinde öğrenim görürler. Söz konusu işletmede çok ihtisaslaşmış olduğu için gerekli tüm bilgileri verebilecek durumda değilse eğitim işletmeler üstü meslek eğitim kuruluşları tarafından desteklenir. Ayrıca eğitimin bir kısmı başka işletmeler tarafından üstlenilebilir. Meslek okulu derslerinin görevi, işletme eğitimini kuramsal olarak teşvik ederek tamamlamak ve gençlerin genel bilgilerini artırmaktır. Okul eğitiminin ağırlık merkezini yaklaşık üçte ikisini ihtisas dersleri, üçte birini genel bilgiler veren dersler oluşturur. Meslek eğitimi gören gençlerin meslek okuluna devam zorunluluğu eyaletlerin okul yasalarında mevcuttur. Tüm ekonomi dalları, serbest meslekler ve kamu hizmetlerinin yaklaşık 500 000 işletmesi çırak eğitmektedir. Halen 1,65 milyon genç resmen eğitime tabi meslek olarak tanınıp kabul edilmiş olan 356 meslek dalından birinde eğitim görmektedir. Ancak bu meslekler istihdam sisteminde birbirinden çok farklı ilgi görmektedir. En çok tercih edilen 10 meslekte tüm erkek çırakların %37 kadarı toplanıyor. Kadınlarda ise oran %53tür. Erkekler daha çok motorlu taşıt makinistliği, elektrik tesisatçılığı, boyacılık, cilacılık ya da marangozluk mesleğini seçiyorlar. Kızların tercih ettiği meslekler ise büro işleri, perakende ticaret, berberlik ve doktor yardımcılığıdır (hemşirelik). Almanya�da okuldan ayrılan bütün gençlerin kaliteli bir meslek eğitimi görmeleri gerekmektedir. Bunun için de çıraklık eğitimi veren yerlerin yeteri sayıda ve çeşitli olmaktadır. Mesleki eğitim herkese açıktır. Bu eğitim ikili sistemde belirli bir okul bitirme düzeyine tabi değildir. Her gencin eğitilmesi amacıyla 1999-2000 yıllarında gençler arasında işsizliğe karşı ikişer milyar marklık bir acil program başlatıldı. Mesleki eğitim sistemi daha da geliştirilmektedir.<br />
<br />
Almanya da Dil Okulları<br />
<br />
Her dil için geçerli olduğu gibi Almanca için de uygulanması gereken uygun yöntem, önce Türkiye’de dil birikiminizi belli bir seviyeye getirmenizdir. Bütün zorluklarına rağmen böyle bir yol izlemek daha sonra Almanya’da daha hızlı ilerleyebilmenize imkan sağlar. Ancak, İngilizce’de olduğundan farklı olarak Almanca’da dili ülkesinde öğrenmek, öğrenci için çok daha hesaplı ve pratiktir! Sıfırdan bile başlasanız bu gerçek değişmeyecektir. Fiyat olarak çoğu zaman Türkiye’dekilerden bile daha ucuz ama ayni zamanda kaliteli dil kursları bulabilmek mümkündür. Sadece dil kursu amacıyla Almanya’ya gitmek istiyorsanız bu durumda şartları nispeten daha kolay olan Dil Kursu Vizesi için başvurmanız yeterli olacaktır. Dikkat! Eğer sıkça rastlandığı şekilde Almanya’da dil kursundan sonra üniversite okumak istiyorsanız bunun için daha baştan isabetli vize olan Studienbewerbervisum / Yüksek Öğrenim Başvuru Vizesi veya Studentenvisum / Üniversite Öğrencisi Vizesi için başvurmanız gerekiyor. Aksi halde dil kursu bitiminde Almanya dışına çıkıp bir üçüncü ülkeden üniversite eğitimine yönelik olarak yeniden vize başvurusunda bulunmanız gerekecektir. Böyle bir durumun bütün eğitim motivasyonunuzu ve planlarınızı alt üst edebileceğini hesaba katin! Dil Kursu Vizesi Almanya’da Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize’ye veya Üniversite Öğrencisi Vizesi’ne dönüştürülmemektedir!!! Almanca’yı Nasıl Daha Çabuk / Daha Geç Öğrenebilirsiniz? Günde 3 – 5 saatlik ders süresine sahip haftada 5 gün süren bir dil kursuna kaydolarak bu yolda ilk adımı atmış olursunuz. Ancak çalışmanızın sadece dil kursu ile sınırlı kalmaması gerekir. Eğer delice bir merak ve öğrenme tutkusu içinde ödevlerinizi zamanında yaparsanız öğrenme süreciniz çok daha hızlı ilerleyecektir. Dikkat! Dil öğreniminde asla geçerliliğini yitirmeyecek altın kuralı uygulamazsanız çabalarınızın karşılığını almanız gecikecek ve zorlaşacaktır. Bu altın kural, mümkün olduğu kadar fazla dilin konuşulduğu ortamlarda bulunmaya kendinizi alıştırmanızdır. Birlikte düzenlenen etkinliklere, partilere, yemeklere, gezintilere katılarak hem dilinizi geliştirecek hem de çok çeşitli konularda zevk alarak bilgi dağarcığınızı genişletecek, dünyanın dört bir yanından kültür mozayiği hakkında fikir sahibi olacaksınız. Eğer dili daha geç öğrenmek ve başarısız bir eğitim süreci geçirmek istiyorsanız mümkün olduğu kadar sık Türk kahvelerine veya sadece Türklerle sınırlı bir arkadaşlık çevresine kendinizi angaje etmeniz yeterli olacaktır. Dikkat! Almanca öğrenmenin veya daha kaliteli ve hızlı Almanca öğrenmenin tek yolunun Goethe Institut olduğu inancı batıl bir inançtır, asılsız ve tutarsızdır! Çok daha uygun fiyatlara ve hatta zaman zaman daha kaliteli bir dil kursu bulabilirsiniz. Goethe Institut’un bu konuda kendini ispatlamış dünyaca kabul gören bir kurum olduğu olgusuna denecek söz yok. Ancak Türkiye gibi ekonomik sıkıntısı zaten yeterli bir ülkenin öğrencisi için çok daha elverişli verimli alternatiflerin varlığını bilmenizde fayda var. Bu konuda toplamış olduğumuz linkler Üniversiteler sayfaları içinde üniversitelerin bulundukları şehirlere göre derlenmiştir. Almanya Vize – Uçak Vizenizi zamanında alabilmek için nelere dikkat etmelisiniz? 1. Başvurunuzu, seyahat için planladığınız tarihten en az 6 hafta önceden yapın 2. Başvurunuzu eksiksiz biçimde doldurun. Konsolosluğa gerekli belgeleri eksiksiz teslim edin. Bir belgenin sonradan eklenebilmesi mümkündür ama bu size umulmadık zaman kaybına mal olabilir. Vize başvurusu ile ilgili sorularınız için başvurmadan önce ilgili konsolosluktaki Kültür Bölümü’ne (Kulturreferat) başvurmanızda fayda vardır! 3. Vize başvurunuzda üç ihtimalle karsı karşıyasınız: a. Yüksek Ögrenime Başvuru Amaçlı Vize (Studienbewerbervisum) Eğer bir yüksek okula Kabul veya Başvuru Teyit Belgeniz yoksa b. Üniversite Öğrencisi Vizesi (Studentenvisum) Eğer bir yüksek okuldan Kabul veya Başvuru Teyit Belgesi almışsanız c. Dil Kursu Vizesi Eğer Almanya’da sadece dil kursuna gitmek istiyorsanız DİKKAT! Eğer sıkça rastlandığı şekilde Almanya’da dil kursundan sonra üniversite okumak istiyorsanız bunun için daha baştan isabetli vize olan Studienbewerbervisum veya Studentenvisum için başvurmanız gerekiyor. Aksi halde Almanya dışına çıkıp bir üçüncü ülkeden üniversite eğitimine yönelik olarak yeniden vize başvurusunda bulunmanız gerekecektir. Böyle bir durumun bütün eğitim motivasyonunuzu ve planlarınızı alt üst edebileceğini hesaba katin! Dil Kursu Vizesi Almanya’da Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize’ye veya Üniversite Öğrencisi Vizesi’ne dönüştürülmemektedir!!! Vize Başvurusunda Hangi Belgelere İhtiyaç Duyacaksınız? a. Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize İçin Genellikle Gerekli Belgeler Başlıca belgeler 1. Geçerli pasaport, 3 vesikalık fotoğraf 2. Lise Diplomasi ve kazanılmış ÖSS Sonuç Belgesi 3. Duruma göre kazanılmış eğitim başarısını gösteren belgelerin fotokopileri 4. Sahip olduğunuz Almanca seviyenizi gösteren belge veya Almanya’da yoğun bir dil kursuna (haftada en az 20 saatlik) kayıt belgesi 5. Öğrenim süresi boyunca finansal olarak güvencede olacağınızı gösteren teminat belgesi b. Üniversite Öğrencisi Vizesi İçin Gerekli Belgeler Başlıca belgeler 1. Yukarıdaki birinci seçenek altında gerekli bütün belgeler 2. Lise diploması yerine başvurduğunuz üniversiteden Kabul Belgesi (Zulassungsbescheid) veya üniversiteye başvurduğunuza dair bir Teyit Belgesi (Bewerberbescheinigung) Ailenin Götürülmesi Ailenin de Almanya’ya götürülebilmesi kural olarak yalnızca istisnai hallerde mümkündür. Bu haller arasında bursiyerler, Postgraduierte (daha önce bir üniversiteyi bitirmiş olanlar) yer alır. Bu kişilerin en azından kendileri ve aileleri için geçim giderlerini karşılayacak durumda olduklarını ispat etmeleri aranır. Aile için yeterli genişlikte ev ve bir Alman yüksek okulunda kayıtlı bulunmak aileyi de getirebilmenin şartlarındandır. Lütfen daha ileride bas ağrıtacak ve çok ekonomik kayba uğramanıza yol açacak problemleri bastan bertaraf etmek için konu ile ilgili bütün detayları Kültür Bölümü’nde (Kulturreferat) en ince ayrıntısına kadar danışın!!! c. Dil Kursuna Katılım Vizesi İçin Gerekli Belgeler 1. Geçerli pasaport, 2 vesikalık fotoğraf 2. Bir dil kursuna kaydolduğunuza dair belge (Kayıt Belgesi, yapılan ön ödemenin makbuzu…) 3. Almanya oturumunuz boyunca geçerli hastalık sigortasının belgesi (Normal olarak bu ilk başvuruda değil, Almanya’da daha sonra uzatmaya başvurduğunuzda talep edilir) 4. Kurs ve geçim masraflarınızı bizzat veya bir üçüncü kişinin desteği ile finanse edebileceğinize dair belge Almanya’da Eğitiminizi Finansman İmkanlarınız Eğitiminizi finanse etme konusunda değişik alternatiflere sahipsiniz: Ya kendiniz finanse edebilirsiniz veya bir veya daha fazla kişi bütün masraflarınızı üstlenebilir. Bunun için aylık geçim finansmanınızın garanti edilmiş olduğu veya bir yıl boyunca yetecek miktara sahip olduğunuzu (mesela bir malvarlığı ispat etmeniz gerekmektedir. Almanya’da üniversite öğrencisi olarak (dil kursu öğrencisi değil) yılda üç aylık çalışma iznine sahipsiniz. Genellikle tatillerde yapılan bu üç aylık çalışma ile de eğitiminizin finansmanına ciddi bir katkı sağlama imkanınız var. Ancak vize başvurusunda bu imkanın varlığının bir finansman güvencesi sağlayacağını ileri süremezsiniz ve sürmemelisiniz. 1. Finansmanınızı Türkiye’den veya başvurunun yapıldığı başka bir ülkeden bir kişi karşılayacak ise bu kişi öğrenim süreniz boyunca bütün masraflarınızı karşılayacağını ispat etmekle yükümlüdür. (aylık maaş bordrosu veya gelir belgesi, Ticaret Sicilinden kayıt sureti…) 2. Almanya’dan bir sponsor tarafından finanse edilmeniz halinde, ilgili makamdan eğitim süreniz boyunca bütün masraflarınızın karşılanacağına dair bir Kefalet Belgesi sunulacaktır (Verpflichtungserklärung). 3. Bir burs ile finansman sağlanıyorsa Burs Kabul Belgesi (Stipendienzusage) aranır. Vize verilirken bütün hallerde Almanya’daki masraflarınızın karşılanacağının açıkça tespit edilmesi gerekmektedir. DİKKAT! 1. Dil kursu boyunca kural olarak çalışamazsınız! 2. Eğer dil kursundan sonra Almanya’da üniversite okumayı hedefliyorsanız bunu başvurunuzda lütfen belirtin ki eğer gerekli şartlar varsa Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize veya Üniversite Öğrencisi Vizesi verilebilsin! Bu diğer iki vize zaten dil kursuna gitme hakkını size sağladığı gibi ileride önü açık çok daha avantajlı bir statü içinde bulunmanıza da imkan sağlıyor! (Yukarıya Bakınız!) Eğer sadece dil kursu vizesi almışsanız, dil kursunu bitirdiğinizde Almanya’dan ayrılmanız gerekiyor. Almanya’da dil kursu vizesinin başka türlü oturum müsaadesine çevrilebilmesi Almanya’da mümkün değildir. 3. Başvurunuzu her halükarda zamanında yapın. Kural olarak planlanan seyahat tarihinden 6 ile 10 hafta öncesinden! 4. Vize ile ilgili sorunlarda Konsolosluktaki Kültür Bölümü (Kulturreferat) ile muhatap olup problemlerinizi kapıdaki memurlarla değil ilgili ve yetkili muhatapla güvenli biçimde açıklığa kavuşturun! 5. Gerekli belgelerin tam olarak başvuruda verilmiş olması vize verileceği anlamına gelmiyor. Sonuç Konsolosluk ve Hukuk Departmanlarının incelemesinden sonra ortaya çıkıyor. Bu doğrultuda vize verilmesi duruma göre ek belgelerin getirilebilmesi şartına da bağlanabilir. Başvuru Adresleri ALMANYA BÜYÜKELÇİLİĞİ Atatürk Bul.No.114 Kavaklıdere / ANKARA Tel: (312) 426 54 65 Fax: 426 69 59 ALMANYA KONSOLOSLUĞU İnönü Cad. 14 / 16, Taksim/İstanbul Tel: (212) 2515404 Burslar AIESEC Alexander von Humboldt Alfried Krupp von Bohlen und Halbach DAAD DAAD-Doktora Friedrich Ebert Friedrich Naumann Fritz Thyssen Hanns Seidel Heinrich Böll Konrad Adenauer Körber Stiftung Otto Benecke Südosteuropa Gesellschaft Volkswagen World University Service]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Avrupanın ortasında yer alan Almanya Federal Cumhuriyeti, kuzeyde Danimarka, batıda Belçika, Lüksemburg ve Fransa, güneyde İsviçre ve Avusturya, doğuda Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi dokuz ülke ile komşudur. Almanya Federal Cumhuriyeti, Doğu ile Batı arasında olduğu gibi İskandinavya ile Akdeniz bölgesi arasında da eskiden olduğundan çok daha fazla öneme sahip olmuştur. Avrupa birliği ve NATO üyesi olan Almanya, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine bir köprü oluşturmaktadır. Almanya Federal Cumhuriyetinin yüz ölçümü 357 000 km2 olup ülkenin genişliği kuzeyden güneye 876 km, batıdan doğuya uzunluğu ise 640 km dir. Almanyanın sınırları 3 758 km uzunluğundadır. Almanyanın nüfusu yaklaşık 82,1 milyondur. Almanya Avrupada Rusya Federasyonundan sonra en fazla nüfusa sahip ülke durumundadır. Avrupada nüfus sayısı bakımından Almanyayı 59 milyon ile İngiltere ve Kuzey İrlanda, 58,6 milyon ile Fransa ve 57,5 milyon ile İtalya izlemektedir. Almanyanın iklimi Atlas Okyanusu ile Doğu nun kara iklimi arasında ılımlı, serin batı rüzgarları arasındaki bölgede yer almaktadır. Isı derecesinde ani değişmeler pek nadir olur. Her mevsimde yağış vardır. Kışın ortalama sıcaklık, alçak bölgelerde 1,5 derece ile dağlarda 6 derece arasında değişir. Temmuz ayının sıcaklık ortalaması, alçak bölgelerde 18 derece, güneyin korunmuş vadilerinde ise 20 derece dolaylarındadır. Bu arada Yukarı Ren Vadisi ılımlı iklimi, Yukarı Bavyera zaman zaman hissedilen Alplere özgü ılık Güney Rüzgarı ile ve Harz ise sert rüzgarı, serin yazları ve karlı kışları ile kendine özgü birer iklim bölgesi oluşturur. Almanyanın demografik yapısında 7,3 milyon yabancı bulunmaktadır. Kilometre başına düşen 230 kişi ile Almanya Avrupanın en yoğun yerleşimli ülkelerinden biridir. Almanyada nüfus dağılımı bölgelere göre büyük değişiklik gösterir. İki Almanyanın birleşmesinden sonra Berlinin nüfusu 4,3 milyona çıkmıştır. Kentlerin iç içe girdiği Ren ve Ruhr boyundaki sanayi bölgelerinde 11 milyondan fazla insan yaşamakta olup kilometrekareye 1100 kişi düşmektedir. Almanyada milli azınlıklar olarak Sorblar Slav kökenli olup Lausitz bölgesinde yaşamaktadırlar. Frizyalılar ise Kuzey Denizi kıyısında (Aşağı Ren ve Ems Nehirleri arasında) yaşamakta olup aynı zamanda Danimarkalılar, Alman Sinti ve Romanlar da milli azınlık olarak sayılmaktadır. Almanyadaki yabancıların sayısı ise 1998 itibariyle 7,3 milyonu civarındadır. Alman Federe Devletleri: Almanya Federal Cumhuriyeti 16 eyaletten oluşur. Bunlar<br />
1.Baden-Würrtemberg (Başkenti: Stuttgart)<br />
2.Bavyera (Başkenti: Münih)<br />
3.Berlin<br />
4.Brandenburg (Başkenti: Potsdam)<br />
5.Bremen<br />
6.Hamburg<br />
7.Hessen (Başkenti: Wiesbaden)<br />
8.Mecklenburg-Vorpommern (Başkenti: Schwerin)<br />
9.Aşağı Saksonya (Hannover)<br />
10.Kuzey Ren-Vestfalya (Başkenti: Düsseldorf)<br />
11.Rheinland-Pfalz (Başkenti: Mainz)<br />
12.Saarland (Başkenti: Saarbrücken)<br />
13.Saksonya (Başkenti: Dresten)<br />
14.Saksonya-Anhalt (Magdeburg)<br />
15.Schleswig-Holstein (Kiel)<br />
16.Thüringen (Başkenti: Erfurt)<br />
Yukarıdaki listede Berlin, Bremen ve Hamburg kent devletleridir. Almanya 1990 yılında birleşinceye kadar Federal Cumhuriyet sayısı 11 idi.<br />
EĞİTİM VE ÖĞRETİM<br />
Almanyada 1998 yılında 52 000 adet okulda yaklaşık 720 800 öğretmen ile toplam 12,7 milyon öğrenci eğitim görmüştür. Alman anayasası herkese (yabancılar da dahil) kişiliğini serbestçe geliştirme, okulunu, eğitim yerini ve mesleğini yeteneğine göre serbestçe seçme hakkı vermektedir. Eğitim politikasının temel amacı herkese yetenekleri ve bilgisine uygun eğitim olanakları sağlamaktır. Sanayi ve üretimde hammadde bakımından yetersiz bir endüstri ülkesi olan Almanyanın iyi eğitilmiş uzman işgücüne ihtiyacı vardır. Bu nedenle Almanyada eğitime büyük miktarda para harcanmaktadır.Tüm Federal Almanyada 1997 yılında ilkokul öğrencilerinden yüksek öğretim öğrencilerine kadar bütün öğrencilerin teşviki için alınan önlemler dahil okul ve yüksek okullara sadece kamu bütçesinden yaklaşık 163,9 milyar mark harcanmıştır.Anayasanın 7. maddesi uyarınca bütün okullar devletin denetimine tabidir. Almanya Federal Cumhuriyetinin federatif yapısı dolayısı ile eğitim işlerindeki yetki federal devlet ile eyaletler arasında paylaşılmıştır. Eğitim alanındaki yasama ve yönetim işlerinde yetkinin büyük kısmı eyaletlerdedir. Bu durum özellikle okullar, yüksekokullar, yetişkin eğitimi ile olgunlaşma eğitimi alanları için geçerlidir. Okul sisteminde bir ortak ya da benzer temel yapı Almanya Federal Cumhuriyetinin eyaletleri arasında Okul İşlerinde Birlik Sağlama Anlaşması (14 Ekim 1971 tarihli Hamburg Anlaşması) ile güvence altına alınmıştır. Eyaletler bu anlaşma ile okula gitme zorunluluğu, örgütlenme biçimleri, sınavların tanınması gibi konularda bağlayıcı düzenlemeler kararlaştırmışlardır. Almanya Federal Cumhuriyetinde eyaletlerin Kültür Bakanları Daimi Konferansı (KMK), tüm eyaletlerde okul sistemlerinin ortak temellere dayandırılması ve genel bilgiler veren okulları bitirme belgelerinin karşılıklı olarak tanınması için bazı ek kararlar almıştır. Eyaletlerin Kültür Bakanları Daimi Konferansı çerçevesindeki işbirliği bir çok alanda okul sistemlerinin aynı yönde ve birbirine benzer bir gelişme sağlamasını mümkün kılmıştır. KMKnın en önemli görevi Almanya içinde okul değiştirebilmeyi kolaylaştırmaktır. Bunun yanı sıra eyaletler kararlarını ileride eğitim alanında daha fazla çeşitliliğe açmak istemektedirler.<br />
OKULA GİTME ZORUNLULUĞU<br />
Okula gitme zorunluluğu, çocuğun 6 yaşını doldurduğu yıldan 18 yaşına kadar, yani 12 yıl sürer. Öğrenci bu sürenin ilk dokuz yılında (bazı eyaletlerde on yıl) bir tam gün okula sonra daha ileri eğitime götüren ve genel bilgiler veren bir okula ya da tam gün bir meslek okuluna devam etmemesi durumunda okula gitme zorunluluğunu yerine getirmek için belirli günlerde bir meslek okuluna gider. Eğitim malzemesi, özellikle okul kitapları, öğrenciye kısmen ücretsiz, kısmen de ödünç olarak verilir. Eğitim gereçleri verilirken ailenin gelirine göre uygun bir katılım ücreti alınabilir.<br />
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM<br />
Almanyada okul öncesi eğitim kuruluşları olan çocuk yuvaları, kamu okul sisteminin bir parçası değildir. Bunlar çocuk ve gençlik yardımı alanına girmektedir. Yuvalar çoğunlukla kiliseler, yardım kuruluşları ve belediyeler, bazen de işletmeler ve dernekler tarafından finanse edilmektedir.<br />
OKUL SİSTEMİ<br />
Çocuklar 6 yaşında Grundschule adı verilen bir temelokula giderler. Bu okullar genellikle 4 yıl, Berlin ve Brandenburgda ise 6 yıl sürer. Eyaletlerin çoğunda çocuklara temelokulun ilk iki yılında not (karne) verilmez, sadece rapor şeklinde bir genel değerlendirme yapılıp çocuğun ayrı ayrı derslerde sağladığı gelişmeler veya zayıf tarafları ayrıntılı olarak belirtilir. Çocuklar hep birlikte 4 yıl temelokula devam ettikten sonra genel eğitim veren orta dereceli bir okula giderler. Bu okullarda 5. ve 6. sınıflar, çocuğun ileride izleyeceği eğitim yolunu saptamaya yarayan bir özel teşvik, gözlem ve yön belirleme dönemidir. Bu yönlendirme dönemi, eyaletlerin çoğunda orta dereceli okulların çeşitli tipleri çerçevesinde, bazı eyaletlerin ise okul tipinden ayrı başlı başına bir birim olarak kurulmuştur. Çocukların yaklaşık beşte biri (1998/1999) temelokuldan sonra Hauptschule  adı verilen esasokula devam ederler. Bugün Hauptschuleye devam eden her öğrenci, özellikle Almanca, Matematik, Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler, bir yabancı dil (genellikle İngilizce) ve meslek öğrenimine girişi kolaylaştıracak bir meslek dersi öğrenmektedir. Hauptschuleyi başarı ile bitirmek genellikle bir ikili meslek eğitimi olanağı sağlayıp zanaat ve sanayi alanlarında pek çok meslek eğitimine devam yolunu açar. Esasokuldan beş ya da altı yıl sonra ayrılanlar, genellikle bir işletmede meslek öğrenimine başlar ve meslek eğitimine paralel olarak en az 18 yaşına kadar bir meslek okuluna giderler. Realschule adı verilen, bir çeşit ortaokul, Hamptschule ile lise arasında yer alır ve öğrencilerine daha ileri genel bilgiler verir. Bu okul 5.sınıftan 10.sınıfa kadar altı yıl sürer ve ortaokul diploması ile sona erer. Realschule diploması, daha ileri eğitim veren meslek okullarına ya da bir meslek lisesine girme olanağı sağlar. 1999 yılında okulu bitiren öğrencilerin yaklaşık %40ı böyle bir ortaokul (Realschule) mezunuydu. Genelde 9 yıl süren Gymnasium (Lise) eğitimi, öğrencilerine derin bilgiler verir. Eskiden bu okullarda eski diller, yeni diller ve matematik ve doğa bilimleri şeklinde bir ayrım yapılırdı. Bu ayrım artık pek kalmamıştır. Liselerin reform görmüş bir üst kademesi, yani 11.-13. sınıfları (iki eyalette 10.-12. ve 11.-12. sınıflar) vardır. Bu kademede klasik sınıf sisteminin yerini kurs sistemi alır. Kurslarda öğrencilerin belirli zorunlu derslerin yanında, kendilerini ilgilendiren ve yeteneklerine uygun düşen derslere ağırlık verme olanakları vardır. Okutulan dersler hep görev alanlarına göre düzenlenmiştir; örneğin dil-edebiyat-sanat, toplumbilim ve matematik-doğa bilimleri-teknik görev alanları mevcuttur. Bu üç görev alanından başka din dersi ile spor vardır. Liselerdeki üst kademe, bir lise bitirme sınavı ile sona erer. Öğrenci lise bitirme sınavına dört dersten girer. Lise bitirme sınavı ile öğrenci, 13 yıllık bir eğitim döneminden sonra olgunluk diploması nı alır. Bu diploma ona yüksekokulların bütün öğretim dallarına devam hakkı sağlar. Yüksekokullarda eğitime başlayabilmek için bir lise ya da meslek lisesi diplomasına sahip olmak gerekir. Ancak liseyi bitirip üniversiteye kayıt için başvuranların sayısı çok fazla, yüksekokullardaki eğitim yeri sayısı ise yeterli olmadığı için, bazı öğrenim dallarına giriş ülke çapında ya da bölgesel olarak sınırlandırılmıştır. Gerek merkezi gerekse bölgesel öğrenci seçim yönteminde öncelikle öğrencinin olgunluk diplomasındaki notlarının ortalaması ve lise bitirme tarihi ile yüksekokula başvuru arasında geçen bekleme süresi dikkate alınır. Ortaöğretim düzeyindeki okul çeşitlerinden bir başkası da bir karma model olan entegre (toplu) okuldur (Gesamschule). Bu tip okulda çocuklar beşinci sınıftan onuncu sınıfa kadar ders görürler. Bazı entegre okulların üst kademesi de vardır. Bu kademedeki sınıflar, tıpkı liselerin üst sınıfları gibi düzenlenmiştir. Kooperative Gesamschule adı verilen karma okulda ve okul merkezinde (Bremen) Hauptschule (esas okul), Realschule (ortaokul) ve Gymnasium (lise) gerek pedagojik gerekse örgütsel bakımdan biraradadır, entegre karma okullarda ise bunlar bir pedagojik, bir de örgütsel birim oluştururlar. Entegre okulda derslerin bir bölümünde (matematik, birinci yabancı dil, Almanca, kimya/fizik) öğretim, yedinci sınıftan itibaren derslere göre en az iki farklı düzeyde kurslar halinde yapılır. Kursların düzeyi, dokuzuncu ve onuncu sınıflardan sonra yapılan sınavlara göre saptanır (esasokul bitirme, ortaokulu bitirme, lisenin üst kademesine girme hakkı). Bazı eyaletlerde başka okul tipi olarak �Regelschule� (Thüringen), �Mittelschule� �ortaokul- (Saksonya), �Sekundarschule�-ortaöğretim okulu- (Saksonya-Anhalt), Integriete Haupt-und Realschule  Entegre esas ve ortaokul- (Hamburg), Verbundene Haupt- und Realschule  birleşik esas ve ortaokul- (Hessen, Mecklenburg-Vorpommern), Reginole Schule-bölgesel okul- (Rheinland-Pfalz) ve Erweiterte Realschule-genişletilmiş ortaokul- (Saarland) vardır. Bu okullarda (Hauptschule) esasokul eğitimi ile (Realschule) ortaokul eğitimi biraraya getirilmiştir. 7.sınıftan itibaren dersler verilecek bitirme diploması dikkate alınarak düzenlenmiş sınıflarda ya da kurslarda yapılır. Bu okullarda 9. ve 10. sınıflardan sonraki bitirmeler orta öğretim düzeyindeki diğer okulların koşullarına göre düzenlenmiştir ve Kültür Bakanları Konferansının 1993 tarihli kararına göre (1996 yılı şekliyle) bütün eyaletler tarafından karşılıklı olarak tanınmaktadır. Özürlüler için genel okullarda yeteri kadar teşvik göremeyen çocuk ve gençler ayrı özel okullara devam ederler. Almanya da her okul ve her okul kademesi için eğitilmiş öğretmenler vardır. Bunların hepsi için yüksek öğretim şarttır, fakat eğitim alanları birbirinden farklıdır. Grundschule ile Hauptschule öğretmenleri genellikle 7 semestre eğitim görürler. Realschule, özürlüler okulu, lise ve meslek okullarında ders verecek öğretmenlerin eğitim süresi 9 semestredir. Öğretmen olacak bütün gençler eğitimlerinin sonunda Birinci Devlet Sınavına girerler. Bu sınavdan sonra seminerler ve eğitim okullarında pratik hazırlık hizmeti yaparak (genelde 24 ay, Türkiyedeki stajer öğretmenlik gibi) bir pedagojik pratik eğitim devresi geçirir ve bu devrenin sonunda İkinci Devlet Sınavı na tabi tutulurlar. Resmi okullardaki öğretmenler kural olarak eyalet hizmetinde memurdurlar. Doğu Almanya eyaletlerindeki öğretmenlerin büyük kısmı ise sözleşmeli olarak çalışmaktadırlar.<br />
MESLEKİ EĞİTİM<br />
Almanyada gençlerin çoğunluğu (aynı yaş grubundakilerin %70i) okulu bitirdikten sonra Duales System adı verilen ikili sistemde devlet tarafından tanınıp kabul edilen bir mesleği öğrenirler. Bu gençler genellikle esasokulu ya da orta okulu bitirmiş olan öğrencilerdir. Ancak liseyi bitirdikten sonra böyle bir meslek öğrenmeye karar veren gençlerin sayısı da az değildir. Eğitimde ikili sistem: İkili sistem kapsamına giren meslek eğitimleri iş dünyasının gereksinimine göre federal devlet, eyaletler ve sosyal ortaklar (işveren ve sendikalar) tarafından sıkı bir işbirliği ile saptanır. Bu eğitimin süresi, mesleğine göre 2-3,5 yıl arasındadır. Eğitimin içeriği ise söz konusu mesleğin ilerdeki taleplerine göre düzenlenir. Eğitim görenlere belli bir ücret ödenir. İkili sistemin finansmanı için işletmeler ve devlet büyük ödemelerde bulunur. İkili sistem birçok ülkede uygulanan okul eğitiminden çok farklı özelliklere sahiptir. Bunlar: -Öğrenim büyük kısmı itibariyle sınıf içerisinde değil ekonominin üretim atölyelerinde veya hizmet işletmelerinde, örneğin bir işletmede ya da bir serbest mesleğin uygulamasında ya da kamu hizmetinde yapılır. Öğrenimde bulunan genç, zaman zaman bir meslek okuluna devam için serbest bırakılır. Böylece gençler üç veya dört gün işletmede, bir ya da iki gün de meslek okulunda eğitim görürler. -Eğitim iki ayrı eğitim sorumlusu arasında yani işletme ile meslek okulu arsında taksim edilmiştir. Bunlar ayrı ayrı yetki alanına girmektedir. İşletmede eğitim federal hukuka, okul eğitimi ise eyaletler hukukuna tabidir. İşletmede eğitim, kullanılan tekniğin çağdaş düzeyine uygun şartlar altında, makine ve tesisler başında yapılır. Büyük işletmelerde bu öğrenim eğitim atölyeleri ve işyerinde cereyan eder. Küçük işletmelerde eğitilenler doğrudan işyerinde öğrenim görürler. Söz konusu işletmede çok ihtisaslaşmış olduğu için gerekli tüm bilgileri verebilecek durumda değilse eğitim işletmeler üstü meslek eğitim kuruluşları tarafından desteklenir. Ayrıca eğitimin bir kısmı başka işletmeler tarafından üstlenilebilir. Meslek okulu derslerinin görevi, işletme eğitimini kuramsal olarak teşvik ederek tamamlamak ve gençlerin genel bilgilerini artırmaktır. Okul eğitiminin ağırlık merkezini yaklaşık üçte ikisini ihtisas dersleri, üçte birini genel bilgiler veren dersler oluşturur. Meslek eğitimi gören gençlerin meslek okuluna devam zorunluluğu eyaletlerin okul yasalarında mevcuttur. Tüm ekonomi dalları, serbest meslekler ve kamu hizmetlerinin yaklaşık 500 000 işletmesi çırak eğitmektedir. Halen 1,65 milyon genç resmen eğitime tabi meslek olarak tanınıp kabul edilmiş olan 356 meslek dalından birinde eğitim görmektedir. Ancak bu meslekler istihdam sisteminde birbirinden çok farklı ilgi görmektedir. En çok tercih edilen 10 meslekte tüm erkek çırakların %37 kadarı toplanıyor. Kadınlarda ise oran %53tür. Erkekler daha çok motorlu taşıt makinistliği, elektrik tesisatçılığı, boyacılık, cilacılık ya da marangozluk mesleğini seçiyorlar. Kızların tercih ettiği meslekler ise büro işleri, perakende ticaret, berberlik ve doktor yardımcılığıdır (hemşirelik). Almanya�da okuldan ayrılan bütün gençlerin kaliteli bir meslek eğitimi görmeleri gerekmektedir. Bunun için de çıraklık eğitimi veren yerlerin yeteri sayıda ve çeşitli olmaktadır. Mesleki eğitim herkese açıktır. Bu eğitim ikili sistemde belirli bir okul bitirme düzeyine tabi değildir. Her gencin eğitilmesi amacıyla 1999-2000 yıllarında gençler arasında işsizliğe karşı ikişer milyar marklık bir acil program başlatıldı. Mesleki eğitim sistemi daha da geliştirilmektedir.<br />
<br />
Almanya da Dil Okulları<br />
<br />
Her dil için geçerli olduğu gibi Almanca için de uygulanması gereken uygun yöntem, önce Türkiye’de dil birikiminizi belli bir seviyeye getirmenizdir. Bütün zorluklarına rağmen böyle bir yol izlemek daha sonra Almanya’da daha hızlı ilerleyebilmenize imkan sağlar. Ancak, İngilizce’de olduğundan farklı olarak Almanca’da dili ülkesinde öğrenmek, öğrenci için çok daha hesaplı ve pratiktir! Sıfırdan bile başlasanız bu gerçek değişmeyecektir. Fiyat olarak çoğu zaman Türkiye’dekilerden bile daha ucuz ama ayni zamanda kaliteli dil kursları bulabilmek mümkündür. Sadece dil kursu amacıyla Almanya’ya gitmek istiyorsanız bu durumda şartları nispeten daha kolay olan Dil Kursu Vizesi için başvurmanız yeterli olacaktır. Dikkat! Eğer sıkça rastlandığı şekilde Almanya’da dil kursundan sonra üniversite okumak istiyorsanız bunun için daha baştan isabetli vize olan Studienbewerbervisum / Yüksek Öğrenim Başvuru Vizesi veya Studentenvisum / Üniversite Öğrencisi Vizesi için başvurmanız gerekiyor. Aksi halde dil kursu bitiminde Almanya dışına çıkıp bir üçüncü ülkeden üniversite eğitimine yönelik olarak yeniden vize başvurusunda bulunmanız gerekecektir. Böyle bir durumun bütün eğitim motivasyonunuzu ve planlarınızı alt üst edebileceğini hesaba katin! Dil Kursu Vizesi Almanya’da Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize’ye veya Üniversite Öğrencisi Vizesi’ne dönüştürülmemektedir!!! Almanca’yı Nasıl Daha Çabuk / Daha Geç Öğrenebilirsiniz? Günde 3 – 5 saatlik ders süresine sahip haftada 5 gün süren bir dil kursuna kaydolarak bu yolda ilk adımı atmış olursunuz. Ancak çalışmanızın sadece dil kursu ile sınırlı kalmaması gerekir. Eğer delice bir merak ve öğrenme tutkusu içinde ödevlerinizi zamanında yaparsanız öğrenme süreciniz çok daha hızlı ilerleyecektir. Dikkat! Dil öğreniminde asla geçerliliğini yitirmeyecek altın kuralı uygulamazsanız çabalarınızın karşılığını almanız gecikecek ve zorlaşacaktır. Bu altın kural, mümkün olduğu kadar fazla dilin konuşulduğu ortamlarda bulunmaya kendinizi alıştırmanızdır. Birlikte düzenlenen etkinliklere, partilere, yemeklere, gezintilere katılarak hem dilinizi geliştirecek hem de çok çeşitli konularda zevk alarak bilgi dağarcığınızı genişletecek, dünyanın dört bir yanından kültür mozayiği hakkında fikir sahibi olacaksınız. Eğer dili daha geç öğrenmek ve başarısız bir eğitim süreci geçirmek istiyorsanız mümkün olduğu kadar sık Türk kahvelerine veya sadece Türklerle sınırlı bir arkadaşlık çevresine kendinizi angaje etmeniz yeterli olacaktır. Dikkat! Almanca öğrenmenin veya daha kaliteli ve hızlı Almanca öğrenmenin tek yolunun Goethe Institut olduğu inancı batıl bir inançtır, asılsız ve tutarsızdır! Çok daha uygun fiyatlara ve hatta zaman zaman daha kaliteli bir dil kursu bulabilirsiniz. Goethe Institut’un bu konuda kendini ispatlamış dünyaca kabul gören bir kurum olduğu olgusuna denecek söz yok. Ancak Türkiye gibi ekonomik sıkıntısı zaten yeterli bir ülkenin öğrencisi için çok daha elverişli verimli alternatiflerin varlığını bilmenizde fayda var. Bu konuda toplamış olduğumuz linkler Üniversiteler sayfaları içinde üniversitelerin bulundukları şehirlere göre derlenmiştir. Almanya Vize – Uçak Vizenizi zamanında alabilmek için nelere dikkat etmelisiniz? 1. Başvurunuzu, seyahat için planladığınız tarihten en az 6 hafta önceden yapın 2. Başvurunuzu eksiksiz biçimde doldurun. Konsolosluğa gerekli belgeleri eksiksiz teslim edin. Bir belgenin sonradan eklenebilmesi mümkündür ama bu size umulmadık zaman kaybına mal olabilir. Vize başvurusu ile ilgili sorularınız için başvurmadan önce ilgili konsolosluktaki Kültür Bölümü’ne (Kulturreferat) başvurmanızda fayda vardır! 3. Vize başvurunuzda üç ihtimalle karsı karşıyasınız: a. Yüksek Ögrenime Başvuru Amaçlı Vize (Studienbewerbervisum) Eğer bir yüksek okula Kabul veya Başvuru Teyit Belgeniz yoksa b. Üniversite Öğrencisi Vizesi (Studentenvisum) Eğer bir yüksek okuldan Kabul veya Başvuru Teyit Belgesi almışsanız c. Dil Kursu Vizesi Eğer Almanya’da sadece dil kursuna gitmek istiyorsanız DİKKAT! Eğer sıkça rastlandığı şekilde Almanya’da dil kursundan sonra üniversite okumak istiyorsanız bunun için daha baştan isabetli vize olan Studienbewerbervisum veya Studentenvisum için başvurmanız gerekiyor. Aksi halde Almanya dışına çıkıp bir üçüncü ülkeden üniversite eğitimine yönelik olarak yeniden vize başvurusunda bulunmanız gerekecektir. Böyle bir durumun bütün eğitim motivasyonunuzu ve planlarınızı alt üst edebileceğini hesaba katin! Dil Kursu Vizesi Almanya’da Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize’ye veya Üniversite Öğrencisi Vizesi’ne dönüştürülmemektedir!!! Vize Başvurusunda Hangi Belgelere İhtiyaç Duyacaksınız? a. Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize İçin Genellikle Gerekli Belgeler Başlıca belgeler 1. Geçerli pasaport, 3 vesikalık fotoğraf 2. Lise Diplomasi ve kazanılmış ÖSS Sonuç Belgesi 3. Duruma göre kazanılmış eğitim başarısını gösteren belgelerin fotokopileri 4. Sahip olduğunuz Almanca seviyenizi gösteren belge veya Almanya’da yoğun bir dil kursuna (haftada en az 20 saatlik) kayıt belgesi 5. Öğrenim süresi boyunca finansal olarak güvencede olacağınızı gösteren teminat belgesi b. Üniversite Öğrencisi Vizesi İçin Gerekli Belgeler Başlıca belgeler 1. Yukarıdaki birinci seçenek altında gerekli bütün belgeler 2. Lise diploması yerine başvurduğunuz üniversiteden Kabul Belgesi (Zulassungsbescheid) veya üniversiteye başvurduğunuza dair bir Teyit Belgesi (Bewerberbescheinigung) Ailenin Götürülmesi Ailenin de Almanya’ya götürülebilmesi kural olarak yalnızca istisnai hallerde mümkündür. Bu haller arasında bursiyerler, Postgraduierte (daha önce bir üniversiteyi bitirmiş olanlar) yer alır. Bu kişilerin en azından kendileri ve aileleri için geçim giderlerini karşılayacak durumda olduklarını ispat etmeleri aranır. Aile için yeterli genişlikte ev ve bir Alman yüksek okulunda kayıtlı bulunmak aileyi de getirebilmenin şartlarındandır. Lütfen daha ileride bas ağrıtacak ve çok ekonomik kayba uğramanıza yol açacak problemleri bastan bertaraf etmek için konu ile ilgili bütün detayları Kültür Bölümü’nde (Kulturreferat) en ince ayrıntısına kadar danışın!!! c. Dil Kursuna Katılım Vizesi İçin Gerekli Belgeler 1. Geçerli pasaport, 2 vesikalık fotoğraf 2. Bir dil kursuna kaydolduğunuza dair belge (Kayıt Belgesi, yapılan ön ödemenin makbuzu…) 3. Almanya oturumunuz boyunca geçerli hastalık sigortasının belgesi (Normal olarak bu ilk başvuruda değil, Almanya’da daha sonra uzatmaya başvurduğunuzda talep edilir) 4. Kurs ve geçim masraflarınızı bizzat veya bir üçüncü kişinin desteği ile finanse edebileceğinize dair belge Almanya’da Eğitiminizi Finansman İmkanlarınız Eğitiminizi finanse etme konusunda değişik alternatiflere sahipsiniz: Ya kendiniz finanse edebilirsiniz veya bir veya daha fazla kişi bütün masraflarınızı üstlenebilir. Bunun için aylık geçim finansmanınızın garanti edilmiş olduğu veya bir yıl boyunca yetecek miktara sahip olduğunuzu (mesela bir malvarlığı ispat etmeniz gerekmektedir. Almanya’da üniversite öğrencisi olarak (dil kursu öğrencisi değil) yılda üç aylık çalışma iznine sahipsiniz. Genellikle tatillerde yapılan bu üç aylık çalışma ile de eğitiminizin finansmanına ciddi bir katkı sağlama imkanınız var. Ancak vize başvurusunda bu imkanın varlığının bir finansman güvencesi sağlayacağını ileri süremezsiniz ve sürmemelisiniz. 1. Finansmanınızı Türkiye’den veya başvurunun yapıldığı başka bir ülkeden bir kişi karşılayacak ise bu kişi öğrenim süreniz boyunca bütün masraflarınızı karşılayacağını ispat etmekle yükümlüdür. (aylık maaş bordrosu veya gelir belgesi, Ticaret Sicilinden kayıt sureti…) 2. Almanya’dan bir sponsor tarafından finanse edilmeniz halinde, ilgili makamdan eğitim süreniz boyunca bütün masraflarınızın karşılanacağına dair bir Kefalet Belgesi sunulacaktır (Verpflichtungserklärung). 3. Bir burs ile finansman sağlanıyorsa Burs Kabul Belgesi (Stipendienzusage) aranır. Vize verilirken bütün hallerde Almanya’daki masraflarınızın karşılanacağının açıkça tespit edilmesi gerekmektedir. DİKKAT! 1. Dil kursu boyunca kural olarak çalışamazsınız! 2. Eğer dil kursundan sonra Almanya’da üniversite okumayı hedefliyorsanız bunu başvurunuzda lütfen belirtin ki eğer gerekli şartlar varsa Yüksek Öğrenime Başvuru Amaçlı Vize veya Üniversite Öğrencisi Vizesi verilebilsin! Bu diğer iki vize zaten dil kursuna gitme hakkını size sağladığı gibi ileride önü açık çok daha avantajlı bir statü içinde bulunmanıza da imkan sağlıyor! (Yukarıya Bakınız!) Eğer sadece dil kursu vizesi almışsanız, dil kursunu bitirdiğinizde Almanya’dan ayrılmanız gerekiyor. Almanya’da dil kursu vizesinin başka türlü oturum müsaadesine çevrilebilmesi Almanya’da mümkün değildir. 3. Başvurunuzu her halükarda zamanında yapın. Kural olarak planlanan seyahat tarihinden 6 ile 10 hafta öncesinden! 4. Vize ile ilgili sorunlarda Konsolosluktaki Kültür Bölümü (Kulturreferat) ile muhatap olup problemlerinizi kapıdaki memurlarla değil ilgili ve yetkili muhatapla güvenli biçimde açıklığa kavuşturun! 5. Gerekli belgelerin tam olarak başvuruda verilmiş olması vize verileceği anlamına gelmiyor. Sonuç Konsolosluk ve Hukuk Departmanlarının incelemesinden sonra ortaya çıkıyor. Bu doğrultuda vize verilmesi duruma göre ek belgelerin getirilebilmesi şartına da bağlanabilir. Başvuru Adresleri ALMANYA BÜYÜKELÇİLİĞİ Atatürk Bul.No.114 Kavaklıdere / ANKARA Tel: (312) 426 54 65 Fax: 426 69 59 ALMANYA KONSOLOSLUĞU İnönü Cad. 14 / 16, Taksim/İstanbul Tel: (212) 2515404 Burslar AIESEC Alexander von Humboldt Alfried Krupp von Bohlen und Halbach DAAD DAAD-Doktora Friedrich Ebert Friedrich Naumann Fritz Thyssen Hanns Seidel Heinrich Böll Konrad Adenauer Körber Stiftung Otto Benecke Südosteuropa Gesellschaft Volkswagen World University Service]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Istek :)]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6828</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 01:22:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SiY@h MeLeqQ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6828</guid>
			<description><![CDATA[yurtdisindaki türklerin türkiyede okuyabilmesi icin bilgilere ihtiyacim var eger üniversite bölümüne koyabilirseniz bi kac bilgi cook sevinirim <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[yurtdisindaki türklerin türkiyede okuyabilmesi icin bilgilere ihtiyacim var eger üniversite bölümüne koyabilirseniz bi kac bilgi cook sevinirim <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Midnight Sun - Geceyarısı Güneşi [ Türkçe Çeviri 12 Bölüm &#93;]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6826</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 18:43:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator>Administrator</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6826</guid>
			<description><![CDATA[Midnight Sun - Geceyarısı Güneşi - Türkçe Çeviri - Oku - Midnight Sun Türkçe Çevirisi - Midnight Sun Oku - Midnght Sun Geceyarısı Güneşi Türkçe Çevirisi - Midnight Sun 12 Bölüm Türkçe Çevirisi<br />
<br />
MIDNIGHT SUN - 12 BÖLÜM TÜRKÇE ÇEVİRİ -<br />
<br />
bölüm 1 - ilk bakış <br />
--------<br />
Bu, günün uyuyabilmeyi dilediğim zamanıydı.Lise…<br />
Ya da ara doğru kelimemiydi? Eğer günahlarımı telafi etmenin bir yolu olsaydı, bu bir ölçüyle çeteleye yazılmalıydı. Can sıkıntısı alışabileceğim bir şey değildi; her gün bir öncekinden inanılmaz derecede daha monoton geliyordu.<br />
Sanırım benim uyuma biçimim buydu – eğer uyku aktif dönemler arasındaki hareketsiz durum olarak tanımlanabilirse..<br />
Kafeteryanın uzak köşesindeki alçıdan geçen çatlaklara, orada olmayan şekiller hayal ederek baktım. Bu, kafamın içinde fışkıran, bir nehir gibi çağıldayan sesleri bastırmanıntek yoluydu.<br />
Bu seslerden birkaç yüz tanesini sıkıntı yüzünden duymazdan geliyordum.<br />
Konu insan zihnine gelince, hepsini daha önceden duymuştum. Bugün bütün düşünceler, buradaki küçük öğrenci grubuna eklenen yeni kişiyle ilgili gülünç bir heyecanla doluydu. Hepsinde ilgi uyandırmak çok kısa zaman almıştı. Yeni yüzü her açıdan düşünce üstüne düşüncede görmüştüm. Sadece sıradan bir insan kızı. Gelişinden doğan coşku bıktırıcı şekilde tahmin edilebilirdi – bir çocuğa parlak bir cisim göstermek gibi. Koyuna benzeyen erkeklerin yarısı şimdiden kendilerini ona aşık olarak hayal ediyorlardı, sadece bakılacak yeni bir şey olduğu için. Onları bastırmak için daha çok uğraştım.<br />
Sadece dört sesi tiksindiğim için değil, nezaketten engelliyordum: yanlarında olduğum zamanlardaki mahremiyet yoksunluğuna alışan ve bununla ilgili artık pek düşünmeyen ailem, iki kız ve iki erkek kardeşim. Onlara verebildiğim kadar gizlilik veriyordum. Eğer yapabilirsem dinlememeye çalışıyordum.<br />
Denediğim halde, yine de, biliyordum.<br />
Rosalie’nin aklında, her zamanki gibi, kendisi vardı. Birilerinin bardaklarında profilinin görüntüsünü yakalamıştı ve mükemmelliği üzerine düşünüyordu. Rosalie’nin zihni birkaç sürprizi olan sığ bir göletti. <br />
Emmett dün gece Jasper’a karşı kaybettiği güreş maçı yüzünden köpürüyordu. Rövanş ayarlamak için okulun bitimini getirmek, sınırlı olan bütün sabrını alacaktı. Emmett’in düşüncelerini dinlerken kendimi hiçbir zaman davetsiz misafir gibi hissetmezdim, çünkü asla sesli söylemeyeceği ya da eyleme geçirmeyeceği bir şey düşünmezdi. Belki diğerlerinin aklını okumaktan suçluluk duyuyordum, çünkü orada benim bilmemi istemeyecekleri şeyler olduğunu biliyordum. Eğer Rosalie’nin zihni sığ bir göletse, Emmett’inki de cam berraklığında, karartısız bir göldü.<br />
Ve Jasper… acı çekiyordu. Bir iç çekişi bastırdım.<br />
Edward. Alice kafasının içinde ismimi söyledi ve dikkatimi anında çekti.<br />
İsmimin sesli söylenmesiyle aynı şeydi. Adımın modasının son zamanlarda geçmiş olmasından memnundum – sinir bozucu oluyordu; herhangi bir zaman, herhangi biri, herhangi bir Edward’ı düşündüğünde, kafam istemsizce dönüyordu…<br />
Şimdi kafam dönmemişti. Alice ve ben bu gizli konuşmalarda iyiydik. Birinin bizi çok ender yakalayabiliyordu. Gözlerimi alçının çizgilerinde tuttum.<br />
Nasıl direniyor? diye sordu bana.<br />
Somurttum, ağzımın sabit şeklinde sadece ufak bir değişiklik oldu. Diğerlerini uyaracak hiçbir şey yoktu. Sıkıntıdan somurtuyor olabilirdim.<br />
Alice’in iç sesi şimdi panikteydi ve zihninde çevresel görüşüyle Jasper’ı izlediğini gördüm. Bir tehlike var mı? Yakın geleceği taradı, surat asmamın altındaki sebebi bulmak için tekdüze görüntüleri gözden geçirdi.<br />
Başımı sanki duvarın tuğlalarına bakıyormuş gibi yavaşça sola çevirip iç çektim, sonra sağa, tavandaki çatlaklara bakmaya geri döndüm. Sadece Alice kafamı salladığımı biliyordu.<br />
Rahatladı. Eğer kötüye giderse bana haber ver.<br />
Sadece gözlerimi hareket ettirdim, önce tavana sonra tekrar aşağıya.<br />
Bunu yaptığın için teşekkürler.<br />
Sesli cevap veremediğim için hoşnuttum. Ne söylerdim ki? ‘Benim için bir zevk?’ Hiç değildi. Jasper’ın mücadelelerini dinlemekten keyif almıyordum. Böyle denemek gerçekten gerekli miydi? Onun belki de sussuzlukla hiçbir zaman kalanımız gibi mücadele edemeyeceğini itiraf etmek, sınırları zorlamamak daha güvenli olmaz mıydı? Niye tehlikeyle flört etmeliydi?<br />
Son avlanma seyahatimizin üzerinden iki hafta geçmişti. Bu kalanımız için çok uzun bir zaman değildi. Bazen biraz rahatsız – eğer bir insan çok yakından yürürse, eğer rüzgar yanlış yönden eserse… ama insanlar bize çok ender yakın yürüyorlardı. İçgüdüleri onlara bilinçlerinin asla anlayamadığı şeyi söylüyordu: biz tehlikeliydik.<br />
Jasper şu anda çok tehlikeliydi.O anda, küçük bir kız bir arkadaşıyla konuşmak bizimkine en yakın masanın sonunda durdu. Sarımsı kızıl, kısa saçlarını, parmaklarını içinden geçirerek salladı. Isıtıcı, kokusunu bizim yönümüze doğru üfledi. Bu kokunun bana hissettirdiklerine alışıktım – boğazımda susatıcı bir ağrı, midemdeki boş arzu, kaslarımın istemsizce kasılması, ağzımdaki zehrin aşırı akışı…<br />
Bunların hepsi oldukça normaldi, genellikle görmezden gelinmesi kolaydı. Sadece şimdi daha zordu, Jasper’ın tepkisini izlerken hisler daha güçlü, iki misliydi. Sadece benimki yerine çifte susuzluk.<br />
Jasper hayal gücünün kendisinden kurtulmasına izin verdi. Kafasında resmediyordu – kendini Alice’in yanındaki yerinden kalkıp küçük kızın yanına giderken canlandırıyordu. Kulağına fısıldıyormuş gibi eğilip dudaklarını kızın boğazına değdirmeyi düşünüyordu. İnce teninin altındaki nabzının sıcak atışının ağzının altında nasıl hissedeceğini düşlüyordu…<br />
Sandalyesini tekmeledim.<br />
Bir dakikalığına bakışımla buluştu ve sonra aşağı baktı. Kafasının içindeki utanç ve isyan savaşını duyabiliyordum.<br />
“Özür dilerim.” diye mırıldandı.<br />
Omuzlarımı silktim.<br />
“Hiçbir şey yapmayacaktın.” dedi Alice üzüntüsünü yatıştırmak için. “Bunu görebiliyordum.”<br />
Yalanını ele vermemek için suratımı ekşitmemeye uğraştım. Birbirimize destek olmalıydık, Alice ve ben. Sesler duymak ya da gelecekten görüntüler görmek kolay değildi. Zaten ucube olanların arasında ikimiz de ucubeydik. Birbirimizin sırlarını korurduk.<br />
“Eğer onları insan olarak düşünürsen biraz yardımcı oluyor.” diye önerdi Alice, yüksek, müzikal sesi eğer yeterince yakında olan varsa, insanların duyması için çok hızlıydı. “Adı Whitney. Delice sevdiği bir kardeşi var. Annesi Esme’yi o bahçe partisine davet etmişti, hatırladın mı?”<br />
“Onun kim olduğunu biliyorum.” dedi Jasper tersçe. Uzun odanın etrafındaki saçakların altında yer alan pencerelerin birinden bakmak için döndü.<br />
Bu gece avlanmak zorunda kalacaktı. Böyle riskler alarak, gücünü test etmeye, direncini artırmaya çalışmak saçmaydı. Jasper sınırlarını kabul etmeli ve onlara göre davranmalıydı. Eski alışkanlıkları, seçilmiş yaşam şeklimize yardımcı olmuyordu; kendini böyle zorlamamalıydı.<br />
Alice sessizce iç çekti ve yemek tepisini alıp, kalkarak onu yalnız bıraktı. Jasper’ın ne zaman yeterli desteği aldığını bilirdi. Rosalie ve Emmett ilişkileriyle daha göze batsalar da, birbirlerinin ruh hallerini kendilerininki kadar iyi bilenler Alice ve Jasper’dı. Sanki onlar da akıl okuyabiliyorlarmış gibi – sadece birbirlerininkini.<br />
Edward Cullen.<br />
Refleks olarak, adımın çağrıldığı sese doğru döndüm; ama seslenilmemişti sadece bir düşünceydi.<br />
Gözlerim saniyenin küçük bir kısmında kalp şekilli soluk renkli bir yüzdeki bir çift büyük, çikolata renkli göze kilitlendi. Şimdiye kadar kendim görmüş olmasam da, yüzü tanıyordum. Bugün buradaki her insanın aklında en ön plandaydı. Yeni öğrenci, Isabella Swan. Buraya yeni bir gözetim durumuyla yaşamak için gelmiş, kasaba polis şefinin kızı. Bella. Tam ismini söyleyen herkesi düzeltmişti…<br />
Sıkılıp başka yere baktım. Onun, ismimi düşünen kişi olmadığını anlamam bir saniye sürmüştü.<br />
İlk düşüncenin Tabii ki, şimdiden Cullen’lara çarpılıyor, diye devam ettiğini duydum.<br />
Şimdi ‘sesi’ tanımıştım. Jessica Stanley – iç gevezelikleriyle beni rahatsız edeli bir süre geçmişti. Yanlış kişiye olan hayranlığını sonunda atlatmış olması büyük rahatlıktı. Daimi, gülünç hayallerinden kaçmak neredeyse imkansız oluyordu. O zamanlar, eğer dudaklarım ve arkalarındaki dişlerim onun yakınlarına gelirse tam olarak ne olacağını ona açıklayabilmeyi dilemiştim. Bu, o rahatsız edici fantezilerini sustururdu. Tepkisinin düşüncesi beni neredeyse gülümsetti.<br />
Gerçekten güzel bile değil, diye devam etti Jessica. . Niye Eric’in ona bu kadar çok baktığını anlamıyorum, yada Mikeın..Son isimde irkildi. Yeni platoniği, popüler Mike Newton ona tamamen kayıtsızdı. Belli ki, yeni kıza o kadar kayıtsız değildi. Yine parlak cisimle çocuk gibi. Kıza ailemle ilgili bilgi verirken dışarıdan samimi görünüyordu. Yeni öğrenci mutlaka bizi sormuş olmalıydı.<br />
Bugün herkes bana da bakıyor, diye düşündü Jessica kendini beğenmiş şekilde. Bella’nın benimle iki dersi olması büyük şans… Bahse girerim ki Mike bana-<br />
Dar kafalılığı ve abesliği beni delirtmeden önce bu anlamsız gevezeliği kafamdan atmaya çalıştım.<br />
“Jessica Stanley yeni Swan kızına Cullen klanının bütün kirli çamaşırlarını anlatıyor.” diye mırıldandım Emmett’a dikkatimi dağıtmak için.<br />
Alçak sesle kıkırdadı. Umarım iyi anlatıyordur, diye düşündü.<br />
“Hiç yaratıcı değil aslında. Sadece ufak skandal dokundurmaları, korku hikayesi değil. Biraz hayal kırıklığına uğradım.”<br />
Ve yeni kız? O da dedikodudan hayal kırıklığına uğramış mı?<br />
Yeni kızın, Bella’nın Jessica’nın hikayesi üzerine ne düşündüğünü duymak için dinledim. Herkesçe görmezden gelinen garip, kireç tenli aileye baktığında ne görmüştü.<br />
Tepkisini bilmek benim bir nevi sorumluluğumdu. Ailem için bir gözcüydüm, bizi korumak için. Eğer birileri şüphelenmeye başlarsa, erken bir uyarı ve kolay geri çekilme şansı verebiliyordum. Bu *** *** oluyordu – aktif hayal gücüne sahip bazı insanlar bizi bir kitap ya da film karakteri olarak görüyorlardı. Genellikle yanlış sonuca varıyorlardı; ama riske girmektense başka bir yere taşınmak daha iyiydi. Çok çok ender, birileri doğru tahmin ediyordu. Onlara hipotezlerini test etme şansı vermiyorduk. Korkutucu bir anıdan başka bir şey olmamak için sadece kayboluyorduk…<br />
Jessica’nın anlamsız iç monologunun devam ettiği yerin yakınını dinlememe rağmen hiçbir şey duymadım. Sanki orada kimse oturmuyor gibiydi. Ne tuhaf. Kız gitmiş miydi? Jessica ona hala gevezelik ettiğine göre, bu pek mümkün değildi. Dengesiz hissederek kontrol etmek için baktım. Ekstra ‘duyu’mun bana ne söyleyebileceğini kontrol etmek için – bu daha önce yapmak zorunda kaldığım bir şey değildi.<br />
Bakışım yine aynı, büyük ve kahverengi gözlere kilitlendi. Daha önce oturduğu yerde oturuyor ve Jessica ona hala Cullen’larla ilgili yerel dedikoduları anlattığı için, doğal olarak, bize bakıyordu.<br />
Bizi düşünmek de doğal olurdu.<br />
Ama bir fısıltı bile duyamadım.<br />
Bir yabancıya bakarken yakalanmanın utancından kaçmak için aşağıya bakarken, davet edici sıcak bir kırmızı, yanaklarını renklendirdi. Jasper’ın hala pencereden dışarı bakıyor olması iyiydi. Bu serbest kanın, onun kontrolüne ne yapacağını hayal etmek istemiyordum.<br />
Duyguları yüzünde sanki alnında yazılmış gibi açıktı: kendi türü ve benim türüm arasındaki hemen göze çarpmayan farkları bilmeden algıladığında şaşkınlık, Jessica’nın hikayesini dinlediğinde merak ve başka bir şey daha… büyülenme? Bu ilk olmazdı. Avlarımıza göre güzeldik. Ve son olarak, onu bana bakarken yakaladığımda utanç.<br />
Yine de, düşünceleri garip gözlerinde –garip, çünkü çok derinlerdi; kahverengi gözler genelde koyuluklarıyla düz görünürlerdi- çok açık olsa da, oturduğu yerde sessizlikten başka hiçbir şey duyamıyordum. Hiçbir şey.<br />
Bir an huzursuz hissettim.<br />
Bu daha önce karşılaştığım bir şey değildi. Bende bir sorun mu vardı? Her zaman hissettiğim gibi hissediyordum. Endişelenerek daha güçlü dinledim.<br />
…ne tür müzik seviyor acaba… belki ona şu yeni CD’den bahsedebilirim… diye düşünüyordu iki masa ötedeki Mike Newton – Bella Swan’a gözlerini dikerek.<br />
Onu izleyişine bak. Okuldaki kızların yarısının onu beklemesi yetmiyor mu… Eric Yorkie, kızın da etrafında dönen hararetli düşünceler içindeydi.<br />
…çok iğrenç. Ünlü falan olduğunu sanırsın… Edward Cullen bile ona bakıyor…Lauren Mallory o kadar kıskançlık içindeydi ki, yüzü koyu yeşil olmalıydı. Ve Jessica yeni en iyi arkadaşıyla hava atıyor. Ne şaka…Asit gibi sözler kızın düşüncelerinde dönmeye devam etti.<br />
…Bahse girerim ki herkes ona bunu sormuştur; ama onunla konuşmak isterim<br />
<br />
 Daha özgün bir soru düşüneyim… düşünceleri içindeydi Ashley Dowling.<br />
…belki İspanyolca sınıfımdadır… diye ümitlendi June Richardson.<br />
…bu akşam yapacak bir sürü şey var! Trigonometri ve İngilizce sınavı. Umarım annem… Düşünceleri alışılmadık şekilde iyi, sessiz bir kız olan Angela Weber, masada bu Bella’yı takıntı haline getirmemiş tek kişiydi.<br />
Hepsini duyabiliyordum, düşündükleri her önemsiz şeyi akıllarından geçtiği sırada duyabiliyordum; ama aldatıcı şekilde açık görünen gözlere sahip kızdan hiçbir şey yoktu.<br />
Ve tabii ki, kızın Jessica’yla konuşurken ne söylediğini duyabiliyordum. Alçak, duru sesini odanın uzak tarafından duyabilmek için akıl okumam gerekmiyordu. <br />
“Kırmızı-kahverengi saçlı çocuk hangisi?” diye sorduğunu duydum, bana gözünün kenarından gizlice bakıp, hala onu izlediğimi gördüğünde gözlerini kaçırarak.<br />
Eğer sesini duymanın ulaşamadığım bir yerde kaybolmuş düşüncelerinin tonunu saptamama yardım edeceğini ummak için vaktim olsaydı, anında hayal kırıklığına uğrayacaktım. Genellikle, insanların düşünceleri fiziksel sesleriyle yakın perdede olurdu; ama bu sessiz, utangaç ses yabancıydı, odanın içideki yüzlerce düşünceden biri değildi, bundan emindim. Tamamen yeniydi.<br />
Ah, i yi şanslar geri zekalı! diye düşündü Jessica, kızın sorusunu cevaplamadan önce. “O Edward. Harika tabii ki; ama zamanını harcama. Kimseyle çıkmaz. Belli ki buradaki kızların hiçbiri onun için yeterince güzel değil.” Burnunu kıvırdı.<br />
Gülüşümü saklamak için kafamı çevirdim. Jessica ve sınıf arkadaşlarının, hiçbiri bana özellikle çekici gelmediği için ne kadar şanslı olduklarından haberleri yoktu.<br />
Geçici neşenin altında, tam olarak anlayamadığım garip bir dürtü hissettim. Kızın farkında olmadığı, Jessica’nın düşüncelerindeki fenalıkla bir ilgisi vardı… Garip şekilde onların arasında girip, bu Bella Swan’ı Jessica’nın aklının karanlık işleyişinden koruma isteği hissettim. Ne kadar sıradışı bir duygu. Bu dürtünün altındaki sebepleri ortaya çıkarmaya çalışarak yeni kızı bir kere daha inceledim.<br />
Muhtemelen sadece uzun zaman önce gömülmüş zayıfı güçlüye karşı koruma içgüdüsüydü. Kız sınıf arkadaşlarından daha kırılgan görünüyordu. Teni öyle şeffaftı ki, dış dünyadan onu koruduğuna inanmak güçtü. Soluk, berrak zarın altındaki damarlarında kanın ritmik akışını görebiliyordum… ama buna odaklanmamalıydım. Seçtiğim bu hayatta iyiydim; ama Jasper kadar susamıştım ve bir ayartmayı davet etmenin anlamı yoktu.<br />
Kaşlarının arasında, farkında olmadığı görünen hafif bir kıvrım vardı.<br />
Bu inanılmaz derecede sinir bozucuydu! Orada oturmanın, yabancılarla konuşmanın, ilgi odağı olmanın onun için bir gerilim olduğunu net bir şekilde görebiliyordum. Utangaçlığını, narin görünümlü omuzlarını tutuşundan –sanki her an bir saldırı bekliyormuş gibi hafifçe kambur- hissedebiliyordum. Ve yine de sadece hissedebiliyor, görebiliyor, hayal edebiliyordum. Bu sıradan insan kızdan sessizlikten başka bir şey gelmiyordu. Hiçbir şey duyamıyordum. Niye?<br />
“Kalkalım mı?” diye mırıldandı Rosalie, konsantrasyonumu bozarak.<br />
Bir rahatlık hissiyle kızdan uzağa baktım. Başarısız olmaya devam etmek istemiyordum, bu beni rahatsız ediyordu. Ayrıca saklanmış düşüncelerine sadece benden gizli oldukları için ilgi duymaya başlamak istemiyordum. Şüphesiz, düşüncelerine ulaştığımda –ve bunu yapmak için bir yol bulacaktım- bütün insan düşünceleri gibi boş ve değersiz olacaklardı. Onlara ulaşmak için harcadığım çabaya değmeyeceklerdi.<br />
“Ee, yeni kız henüz birden korkuyor mu?” diye sordu Emmett, hala önceki sorusuna cevabımı bekleyerek.<br />
Omuz silktim. Daha çok bilgi için bastıracak kadar ilgili değildi. Ben de olmamalıydım.<br />
Masadan kalktık ve kafeteryadan dışarı çıktık.<br />
Emmett, Rosalie ve Jasper son sınıf rolü yapıyorlardı; dersleri için ayrıldılar. Ben onlardan daha genç bir rol oynuyordum. Birinci sınıf düzeyindeki Biyoloji sınıfıma doğru ilerledim ve zihnimi sıkıntıya hazırladım. Ortalama bir zekadan fazlasına sahip olmayan Bay Banner’ın, dersine tıpta iki dereceye sahip birini şaşırtacak bir şey ekleyebileceğinden emindim.<br />
Sınıfta sırama yerleştim ve kitaplarımı –rol malzemeleri; içlerinde bilmediğim hiçbir şey yoktu- masaya saçtım. Kendine ait bir masası olan tek öğrenci bendim. İnsanlar benden kaçmaları gerektiğini bilecek kadar zeki değildi; ama hayatta kalma içgüdüleri uzakta durmaları için yeterliydi.<br />
Oda, öğrenciler yemekten döndükçe yavaşça doldu. Arkama yaslandım ve zamanın geçmesini bekledim. Tekrar, uyuyabilmeyi diledim.<br />
Angela Weber yeni kızla beraber kapıdan içeri girdiğinde, onu düşündüğüm için ismi dikkatimi çekti.<br />
Bella benim kadar utangaç görünüyor. Bugünün onun için zor olduğuna bahse girerim. Keşke bir şey söyleyebilseydim… ama muhtemelen sadece kulağa aptal gelir…<br />
Evet! diye düşündü Mike Newton ve kızın girişini izlemek için sırasında döndü.<br />
Hala, Bella Swan’ın durduğu yerden hiçbir şey yoktu. Düşüncelerinin olması gereken boşluk beni sinirlendirip cesaretimi kırmıştı.<br />
Öğretmen kürsüsüne gidebilmek için yanımdaki yoldan geçerken yaklaştı. Zavallı kız; tek boş sıra yanımdaki sıraydı. Otomatik olarak onun tarafındaki kitaplarımı bir yığın haline getirdim. Burada rahat hissedeceğinden şüpheliydim. Uzun bir dönem için buradaydı – bu sınıfta en azından. Belki, yanında otururken sırlarını ortaya çıkarabilirdim… daha önce bu kadar yakınlığa ihtiyacım olduğundan değil… dinlemeye değecek bir şey bulacağımdan değil…<br />
Bella Swan havalandırmadan bana doğru gelen sıcak havanın içine yürüdü.<br />
Kokusu bana harap edici bir mermi, dövücü bir mancınık gibi çarptı. O zaman bana ne olduğunu açıklayacak yeterince vahşi bir simge yoktu.<br />
O anda, bir zamanlar olduğum insana hiçbir şekilde yakın değildim; kendimi gerisinde tuttuğum insanlık maskesinin parçalarından eser yoktu.<br />
Ben bir avcıydım. O benim avımdı. Dünyada bu gerçekten başka hiçbir şey yoktu.<br />
Görgü tanıklarıyla dolu bir oda yoktu – onlar çoktan kafamdaki paralel hasardılar. Düşüncelerinin gizemi unutulmuştu. Bir anlam ifade etmiyorlardı, çünkü onları düşünmeye uzun süre devam edemeyecekti.<br />
Ben bir vampirdim ve o seksen yıldır kokladığım en tatlı kana sahipti.<br />
Böyle bir kokunun var olabileceğini hiç hayal etmemiştim. Eğer bilseydim, onu yıllar önce aramaya çıkardım. Onun için bütün gezegeni tarardım. Tadını hayal edebiliyordum…<br />
Susuzluk boğazımı bir ateş gibi yaktı. Ağzım kurumuş ve kızarmıştı. Taze zehir akıntısı bu hissi gideremedi. Midem susuzluğun bir yankısı olan açlıkla büküldü. Kaslarım sıçramak üzere gerildi.<br />
Tam bir saniye geçmemişti. Hala onu rüzgar yönüne getiren adımı atıyordu. <br />
Ayağı yere değdiğinde gözleri bana kaydı, gizlice bakmak istediği belliydi. Gözleri bakışımla buluştu ve gözlerinin büyük aynasında kendimi gördüm.<br />
Orada gördüğüm yüzün şoku, hayatını birkaç sıkıntılı an kadar uzattı.<br />
Bunu kolaylaştırmadı. Yüzümdeki ifadeyi gördüğünde, kan yine yanaklarına hücum edip, tenini gördüğüm en nefis renge çevirdi. Koku, beynimde yoğun bir sisti. İçinden zorlukla düşünebiliyordum. Düşüncelerim köpürmüştü, kontrole direniyorlardı, tutarsızlardı.<br />
Kaçması gerektiğini anlamış gibi, şimdi daha hızlı yürüyordu. Acelesi onu sakarlaştırmıştı – ayağı takıldı ve sendeledi, neredeyse önümde oturan kızın üzerine düşüyordu. Savunmasız, zayıf. Bir insana göre normal olandan bile daha fazla.<br />
Gözlerinde gördüğüm yüze odaklanmaya çalıştım, tiksinerek hatırladığım yüze, içimdeki canavarın yüzüne – yıllarca çaba gösterip ve katı disiplinle yendiğim yüze. Şimdi ne kadar da kolayca yüzeye sıçramıştı.<br />
Koku yine düşüncelerimi dağıtarak ve beni neredeyse sıramdan iterek etrafımda döndü. Hayır.<br />
Kendimi sandalyede tutmaya çalışırken elim masanın kenarını kavradı. Tahta yeteri kadar dayanıklı değildi. Elim desteği ezdi ve bir avuç dolusu kıymıkla geri geldi, kalan tahtada parmaklarımın şeklini bıraktı.<br />
Delili yok et. Bu esas kuraldı. Şeklin kenarlarını parmaklarımla çabucak toz haline getirdim, masada düzensiz bir delik ile yerde ayaklarımla dağıttığım bir yığın talaş dışında hiçbir şey bırakmadım.<br />
Delili yok et. Tamamlayıcı hasar…<br />
Şimdi ne olacağını biliyordum. Gelip yanıma oturmak zorunda kalacaktı ve ben onu öldürmek zorunda kalacaktım.<br />
Sınıftaki masum izleyicilerin, on sekiz başka çocuk ve bir adamın, yakında görecekleri şeyi gördükten sonra odadan çıkmalarına izin verilemezdi.<br />
Yapmak zorunda olduğum şeyin düşüncesinden korktum. En kötü zamanımda bile, hiç böyle bir vahşet işlememiştim. Seksen yıl içinde asla masumları öldürmemiştim ve şimdi yirmi tanesini aynı anda katletmeyi planlıyordum.<br />
Aynadaki canavarın yüzü benimle alay etti.<br />
Bir yarım canavardan ürküp kaçarken, diğer yarım plan yapıyordu.<br />
Eğer ilk önce kızı öldürürsem odadaki insanlar tepki vermeden on beş – yirmi saniyem olacaktı. Belki biraz daha uzun, eğer başta ne yaptığımı anlamazlarsa. Çığlık atmaya ya da acı hissetmeye vakti olmayacaktı; onu zalimce öldürmeyecektim. Korkunç derecede çekici kana sahip yabancıya verebileceğimin en fazlası buydu.<br />
Ama sonra kalanların kaçmasını engellemem gerekecekti. Pencereler kimsenin kaçamayacağı kadar küçük ve yüksekti. Sadece kapı – onu tut ve hepsi kapana kısılsın.<br />
Panik içinde mücadele eder ve karmaşa içinde hareket ederlerken hepsini birden öldürmek daha yavaş ve zor olacaktı. İmkansız değildi; ama çok fazla ses olacaktı. Bir sürü çığlığa vakit olacaktı. Birileri duyacaktı… ve ben bu kara saatte daha çok masumu öldürmeye zorlanacaktım.<br />
Ve ben diğerlerini öldürürken, onun kanı soğuyacaktı.<br />
Koku boğazımı susatıcı acıyla keserek beni cezalandırdı.<br />
O zaman görgü tanıklarından başlayacaktım.<br />
Aklımda haritasını yaptım. Odanın ortasında, arkadaki en uzak sıradaydım. Sağ yanımı önce hallederdim. Saniyede dört ya da beş tanesinin boynunu kırabileceğimi tahmin ediyordum. Sesli olmazdı. Sağ kısım şanslı olan taraftı; benim geldiğimi görmezlerdi. Öne doğru hareket edip sol tarafa dönerek, bu odadaki her hayatı sonlandırmam en fazla beş saniyemi alırdı.<br />
Bella Swan’ın onun için neyin geldiğini görmesine yetecek kadar uzundu. Korkmasına yetecek kadar uzundu. Belki, eğer şok onu olduğu yerde dondurmazsa bir çığlık atmasına yetecek kadar uzundu. Bir yumuşak çığlık kimseyi koşturmazdı.<br />
Derin bir nefes aldım. Koku, kuru damarlarımda yarışan bir alevdi. Göğsümü sahip olduğum daha iyi her dürtüyü kül ederek yakıyordu. <br />
Şimdi yeni dönüyordu. Birkaç saniye içinde benden santimler öteye oturacaktı.<br />
Kafamdaki canavar beklentiyle gülümsedi.<br />
Solumda, biri bir dosyayı sertçe kapattı. Ölüme mahkum hangi insan olduğunu görmek için bakmadım; ama bu hareket yüzüme doğru normal, kokusuz hava gelmesini sağladı.<br />
Kısa bir saniye için, net şekilde düşünebilmiştim. Bu değerli saniyede, kafamın içinde yanyana iki yüz gördüm. <br />
Biri benimdi, ya da eskiden benimdi: Çok insan öldüren, öyle ki saymayı bıraktığım kırmızı gözlü canavar. Mantıklı kılınan, dayanağa sahip cinayetler. Bir katil katili, daha güçsüz canavarların katili. Bir ilah karışımıydı, bunu kabul ediyordum – kimin idam cezası hak ettiğine karar veriyordu. Bu ödün vererek kendimle yaptığım bir anlaşmaydı. İnsan kanıyla beslenmiştim; ama sadece en gevşek tanımla. Kurbanlarım, çeşitli karanlık zevkleriyle, benden daha fazla insan değillerdi.<br />
Diğer yüz Carlisle’ındı.<br />
İki surat arasında hiçbir benzerlik yoktu. Biri parlak gündü ve diğeri en karanlık geceydi.<br />
Bir benzerlik olması için sebep yoktu. Carlisle benim biyolojik olarak babam değildi.<br />
<br />
Rengimizdeki benzerlik, olduğumuz şeyin bir sonucuydu; bütün vampirler aynı buz beyazı tene sahipti. Gözlerimizin rengindeki benzerlik ayrı bir şeydi – ortak seçimin bir yansıması.<br />
Ve yine de bir benzerlik için kaynak olmasa da, onun seçimini benimsediğim ve adımlarını takip ettiğim son yetmiş yılda, yüzümün onunkini yansıtmaya başladığını düşünmüştüm. Hatlarım değişmemişti; ama bana, bilgeliğinin birazı ifademi işaretlemiş, merhameti ağzımın şeklinde izlenebiliyormuş ve sabrının işaretleri kaşımda belirgin gibi gelmişti.<br />
Bütün bu küçük gelişmeler, canavarın yüzünde kaybolmuştu. Kısa bir süre içinde, yaratıcımla, sayılan her şekilde babam olan akıl hocamla geçirdiğim yılları yansıtacak hiçbir şey kalmayacaktı. Gözlerim şeytanınki gibi kırmızı parlayacaktı ve bütün benzerlik sonsuza dek kaybolacaktı.<br />
Kafamda, Carlisle’ın gözleri beni yargılamıyordu. Yapacağım bu korkunç davranış için beni affedeceğini biliyordum, çünkü beni seviyordu, çünkü aslında olduğumdan daha iyi olduğumu düşünüyordu ve ona yanıldığını kanıtladığımda bile, beni yine sevecekti.<br />
Bella Swan yanımdaki sandalyeye oturdu, hareketleri tutuk ve sakardı – korkuyla mı?- ve kanının kokusu, etrafımda acımasız bir bulut haline geldi.<br />
Babama benim hakkımda yanıldığını kanıtlayacaktım. Bu durumun ızdırabı neredeyse boğazımdaki ateş kadar acıttı.<br />
Tiksinerek ondan uzaklaştım – onun için sızlanan canavar isyan etti.<br />
Niye buraya gelmek zorundaydı? Niye var olmak zorundaydı? Niye aslında hayat olmayan bu şeyde bulduğum küçücük huzuru bozmak zorundaydı? Bu çileden çıkartıcı insan niye doğmuştu? Beni mahvedecekti.<br />
Ani bir şiddetle, mantıksız nefret beni baştan aşağı sararken yüzümü çevirdim. <br />
Bu yaratık kimdi? Niye ben, niye şimdi? Sadece o, ortaya çıkmak için bu ihtimali düşük kasabayı seçti diye niye ben her şeyi kaybetmek zorundaydım?<br />
Niye buraya gelmişti!<br />
Bir canavar olmak istemiyordum! Bir oda dolusu zararsız çocuğu öldürmek istemiyordum! Ömür boyu fedakarlık ve inkarla kazandığım her şeyi kaybetmek istemiyordum!<br />
Yapmayacaktım. Bana bunu yaptıramayacaktı.<br />
Problem kokuydu, kanının korkunç derecede çekici kokusuydu. Eğer karşı koymanın sadece bir yolu olsaydı… eğer sadece başka bir temiz hava dalgası zihnimi berraklaştırabilseydi.<br />
Bella Swan, uzun, gür, kızıl kahverengi saçlarını benim yönüme doğru salladı.<br />
Delirmiş miydi? Canavarı kışkırtıyor gibiydi, onunla alay ediyor gibi.<br />
Kokuyu benden uzağa üfleyecek hiçbir yardımsever esinti yoktu. Hepsi kısa sürede yok olacaktı.<br />
Hayır, hiç yardımcı esinti yoktu; ama nefes almak zorunda değildim.<br />
Ciğerlerime dolan havayı durdurdum. Rahatlık aniydi; ama yarımdı. Kokunun anısı hala kafamdaydı ve tadı dilimdeydi. Böyle bile, çok uzun süre karşı koyamayacaktım; ama belki bir saatliğine yapabilirdim. Bir saat. Belki kurban olmak zorunda olmayan kurbanlarla dolu bu odadan çıkmaya yetecek kadar zaman.<br />
Nefes almamak rahatsız edici bir histi. Vücudumun oksijene ihtiyacı yoktu; ama bu içgüdülerime ters düşüyordu. Gerginlik anlarında koku alma duyuma diğerlerinden daha çok güvenirdim. Avda yolü gösterirdi, tehlike durumunda ilk uyarıydı. Benim kadar tehlikeli bir şeye *** *** rastlamazdım; ama kendini koruma içgüdüsü, benim türümde sıradan bir insanınki kadar güçlüydü.<br />
Rahatsız edici; ama idare edilebilir. Onun kokusunu alıp, dişlerimi ince, saydam ve nefis teninden, sıcak, ıslak, nabzı atan-<br />
Bir saat! Sadece bir saat. O kokuyu, o tadı kesinlikle düşünmemeliydim.<br />
Sessiz kız saçlarını aramıza koydu, dosyasına doğru dökülmesi için öne eğildi. Yüzünü göremiyordum, berrak, derin gözlerindeki duyguları okumaya çalışamıyordum. Buklelerini aramıza yaymasının sebebi bu muydu? O gözleri benden saklamak mı? Korkudan? Utançtan? Sırlarını benden saklamak için?<br />
Sessiz düşüncelerinden doğan eski rahatsızlığım, şimdi beni ele geçiren ihtiyaçtan –ayrıca nefretten- çok daha zayıftı. Yanımdaki narin kadın-çocuktan nefret ediyordum, ondan eski halime sarılışımın, aileme olan sevgimin, olduğumdan daha iyi biri olmaya dair hayallerimin bütün hararetiyle nefret ediyordum. Ondan nefret etmek, bana hissettirdiklerinden nefret etmek – bu biraz yardımcı oldu. Evet, daha önce hissettiğim rahatsızlık zayıftı; ama o da biraz yardım etti. Beni onun tadını hayal etmekten alıkoyacak her türlü duyguya sarıldım.<br />
Nefret ve rahatsızlık. Sabırsızlık. Şu saat hiç geçmeyecek miydi?<br />
Ve sonra ders bittiğinde… bu odadan çıkardı… ve ben ne yapardım?<br />
Kendimi tanıtırdım. Merhaba, benim adım Edward Cullen. Sana bir sonraki sınıfına kadar eşlik edebilir miyim? <br />
Evet derdi. Yapılacak nazik hareket buydu. Benden çoktan korkarken ve şüphelenirken bile, adete uyarak yanımda yürürdü. Onu yanlış tarafa yönlendirmek kolay olmalıydı. Park yerinin arkasına oraya dokunmak için uzanan bir parmak gibi yakın olan ormana. Ona kitabımı arabamda unuttuğumu söyleyebilirdim…<br />
Birileri onun son kez birlikte görüldüğü insanın ben olduğumu fark eder miydi? Her zamanki gibi yağmur yağıyordu; yanlış yöne giden yağmurluklu iki kişi çok fazla dikkat çekmez ya da beni ele vermezdi.<br />
Tabii bugün onun farkında olan tek öğrencinin ben olmadığımı saymazsak – kimse benim kadar olmasa da. Özellikle Mike Newton, o sandalyesinde huzursuzca kıpırdanırken –bana yakın olmaktan rahatsızdı, tıpkı herkesin olacağı gibi, tıpkı kokusu bütün merhametli endişemi yok etmeden önce beklediğim gibi- her hareketinin bilincindeydi. Eğer kız sınıftan benimle çıkarsa Mike Newton bunu fark ederdi.<br />
Eğer bir saat dayanabilirsem, iki saat dayanabilir miydim?<br />
Yanmanın acısından korktum.<br />
Boş bir eve gidecekti. Polis Şefi Swan tüm gün çalışıyordu. Evini, bu küçük kasabadaki bütün evler gibi, biliyordum. Ormanın hemen yanındaydı, yakın komşu yoktu. Çığlık atmaya vakti olsa bile, ki olmayacaktı, duyacak kimse olmazdı.<br />
Bu işle ilgilenmenin sorumlu yolu buydu. İnsan kanı olmaksızın yetmiş yıl idare etmiştim. Eğer nefesimi tutarsam, iki saat dayanabilirdim. Onu yalnız yakaladığımda, başka kimsenin incinme riski olmayacaktı. Ve deneyim sırasında acele etmek için de hiçbir sebep yok. diye katıldı kafamın içindeki canavar.<br />
Bu odadaki on dokuz insanı çaba va sabırla kurtararak, bu masum kızı öldürdüğümde daha az canavar olacağımı düşünmek saçmaydı.<br />
Ondan nefret etsem de, bunun adaletsiz olduğunu biliyordum. Aslında kendimden nefret ettiğimi biliyordum ve o öldüğünde ikimizden de çok daha fazla nefret edecektim.<br />
Bir saati bu şekilde geçirdim – onu öldürmenin en iyi yollarını hayal ederek. Asıl eylemi düşlememeye çalıştım. Bu bana fazla gelebilirdi; bu savaşı kaybedip görüşümdeki herkesi öldürebilirdim. O yüzden stratejiden başka hiçbir şey planlamadım. <br />
Bir kere, sona doğru, saçlarıyla ördüğü duvardan bana baktı. Bakışıyla buluştuğumda benden yayılan adaletsiz nefreti hissedebiliyordum – onun korkmuş gözlerinde bunun yansımasını görebiliyordum. Kan, o yüzünü tekrar saklayamadan önce yanağını renklendirdi ve ben neredeyse mahvolmuştum.<br />
Ama zil çaldı. Zil kurtardı – ne kadar da klişe. İkimiz de kurtulduk. O ölümden kurtuldu. Ben sadece kısa bir süreliğine korktuğum ve nefret ettiğim kabus gibi yaratığa dönüşmekten kurtuldum.<br />
Odadan dışarı fırladığımda, gerektiği kadar yavaş yürüyemedim. Eğer biri bana bakıyor olsaydı, hareket edişimde bir yanlışlık olduğundan şüphelenebilirlerdi. Kimse bana dikkat etmiyordu. Bütün insan düşünceleri, bir saatten biraz kısa bir süre içinde ölmeye hükümlü kızın etrafında dönüyordu.<br />
Arabama saklandım.<br />
Kendimi saklanmak zorunda kalmış olarak düşünmekten hoşlanmazdım. Kulağa ne kadar ödlekçe geliyordu… ama şüphesiz, şimdi durum buydu.<br />
Şimdi insanların arasında olmama yetecek kadar disipline sahip değildim. Birini öldürmemek için bu kadar odaklanmam, diğerlerine karşı gelmem için bana kaynak bırakmıyordu. Bu ne büyük bir israf olurdu. Eğer canavara boyun eğeceksem, yenilgiye değecek hale getirebilirdim.<br />
Genelde beni sakinleştiren bir CD çaldım; ama çok az işe yaradı. Hayır, en çok yardım eden, açık pencerelerimden hafif yağmurla birlikte giren serin, ıslak ve temiz havaydı. Bella Swan’ın kanını kusursuz netlikle hatırlamama rağmen, temiz havayı içime çekmek, bunun enfeksiyonunu vücudumdan yıkamak gibiydi.<br />
Aklım yine başımdaydı. Tekrar düşünebilirdim ve tekrar savaşabilirdim. Olmak istemediğim şeye karşı savaşabilirdim.<br />
Evine gitmek zorunda değildim. Onu öldürmek zorunda değildim. Açıkça, mantıklı, düşünebilen bir yaratıktım ve seçeneğim vardı. Her zaman bir seçenek vardı.<br />
Sınıftaki gibi hissettirmiyordu… ama şimdi ondan uzaktaydım. Belki, eğer ondan çok çok dikkatle kaçarsam hayatımın değişmesine gerek kalmazdı. İşler istediğim şekilde düzenliydi. Niye böle çileden çıkarıcı ve leziz birinin bunu mahvetmesine izin verecektim ki?<br />
Babamı hayal kırıklığına uğratmak zorunda değildim. Annemin gerginlik, endişe… acı çekmesine sebep olmak zorunda değildim. Evet, bu beni evlat edinmiş annemi de incitirdi ve Esme çok nazik, çok duygusal ve yumuşaktı. Onun gibi birine acı çektirmek kesinlikle affedilemezdi.<br />
Bu insan kızını Jessica Stanley’nin art niyetli düşüncelerinin küçük, dişsiz tehdidinden korumak istemem ne kadar ironikti. Isabella Swan için bir koruyucu olabilecek son kişi bendim. Asla benden ihtiyacı olduğu kadar, hiçbir şeyden korunmaya ihtiyacı olmayacaktı.<br />
Aniden Alice’in nerede olduğunu merak ettim. Swan kızını pek çok şekilde öldürdüğümü görmemiş miydi? Niye yardım etmeye gelmemişti – beni durdurmaya ya da kanıtları yok etmeye, hangisi olursa? Jasper’la ilgili sorunları izlemeye dikkatini öyle vermişti ki, bu çok daha korkunç ihtimali kaçırmış mıydı? Düşündüğümden daha mı güçlüydüm? Kıza gerçekten hiçbir şey yapmayacak mıydım?<br />
Hayır. Bunun doğru olmadığını biliyordum. Alice mutlaka Jasper’a çok fazla odaklanıyor olmalıydı.<br />
Olacağını bildiğim yönü, İngilizce sınıfları için kullanılan küçük binayı taradım. Tanıdık ‘sesi’ni bulmam uzun sürmedi. Ve haklıydım. Her düşüncesi Jasper’a dönüktü, en ufak kararlarını dakika dakika takip ediyordu.<br />
Ona akıl danışabilmeyi diledim; ama aynı zamanda ne yapabileceğimi bilmediğinden memnundum, son bir saatte düşündüğüm katliamın farkında olmamasından.<br />
Vücudumda yeni bir yanma hissettim – utanç. Hiçbirinin bilmesini istemiyordum. <br />
Eğer Bella Swan’dan kaçabilirsem, eğer onu öldürmemeyi başarabilirsem –bunu düşündüğümde bile, canavar kıvrandı ve dişlerini sinirle gıcırdattı- o zaman kimsenin bilmesine gerek kalmadı. Eğer onun kokusundan uzak durabilirsem…<br />
En azından niye denemeyeceğime dair hiçbir sebep yoktu. İyi bir seçim yapmayı. Carlisle’ın olduğumu düşündüğüm kişi olmayı.<br />
Okulun son saati neredeyse bitmişti. Yeni planımı hemen harekete geçirmeye karar verdim. Burada, yanımdan geçip beni tekrar mahvedebileceği yerde oturmaktan iyiydi. Yine, kıza haksız bir nefret hissettim. Üzerimde sahip olduğu bu bilinçsiz güçten nefret ettim. Beni hakaret ettiğim bir şeye dönüştürebilmesinden nefret ettim.<br />
Küçük kampüsten ofise doğru hızla yürüdüm – biraz fazla hızla; ama tanık yoktu. Bella Swan’ın yolunun benimle kesişmesi için hiçbir sebep yoktu. Olduğu bela gibi kaçınılacaktı.<br />
Ofis görmek istediğim sekreter dışında boştu.<br />
Sessiz girişimi fark etmedi.<br />
“Bayan Cope?”<br />
Doğal olmayan kırmızı saçlı kadın baktı ve gözleri büyüdü. Anlamadıkları küçük işaretler onları hep hazırlıksız yakalardı, bizi daha önce ne kadar çok görmüş olsalar da.<br />
“Ah.” dedi şaşırıp, zorlukla soluyarak. Bluzunu düzeltti. Aptal, diye düşündü kendi kendine. O neredeyse benim çocuğum olacak kadar genç. Böyle düşünmek için çok genç… “Merhaba Edward. Senin için ne yapabilirim?” Kalın gözlüklerinin arkasında kirpikleri titredi.<br />
Rahatsız edici. Ama olmak istediğim zaman nasıl çekici olabileceğimi biliyordum. Hangi ses tonuyla konuşacağımı, hangi hareketleri yapacağımı bildiğim için kolaydı.<br />
Öne doğru eğilip, derinliksiz, küçük kahverengi gözlerine derin bakıyormuş gibi bakışıyla buluştum. Düşünceleri şimdiden heyecan içindeydi. Bu basit olmalıydı.<br />
<br />
“Bana ders programımla ilgili yardım edip edemeyeceğinizi merak ediyordum.” dedim insanları korkutmamak için ayırdığım yumuşak sesle.<br />
Kalbinin temposunun arttığını duydum.<br />
“Tabii ki Edward. Nasıl yardımcı olabilirim?” Çok genç, çok genç, diye tekrarladı. Yanılıyordu tabii ki. Ben onun büyükbabasından daha yaşlıydım; ama ehliyet belgeme göre, haklıydı.<br />
“Acaba biyoloji sınıfımdan son sınıf seviyesinde fen dersine geçebilir miyim? Fizik, mesela?”<br />
“Bay Banner’la bir problem mi var Edward?”<br />
“Hayır, sadece ben bu konuları zaten işlemiştim…”<br />
“Alaska’da gittiğiniz hızlandırılmış okulda, doğru.” Bunu düşünürken ince dudakları büzüldü. Hepsi üniversitede olmalılar. Öğretmenlerin şikayet ettiğini hiç duymadım. Muhteşem notlar, cevap verirken tereddüt yok, testlerde hiç yanlış cevap yok – sanki her konuda hile yapmanın bir yolunu bulmuşlar gibi. Bay Varner bir öğrencinin ondan daha zeki olduğunu düşünmektense, hile yapıldığına inanmayı tercih eder… Annelerinin onlara özel ders verdiğine bahse girerim… “Aslına bakarsan Edward, Fizik şu anda oldukça dolu. Bay Banner bir sınıfta yirmi beşten fazla öğrenci olmasından nefret eder-“<br />
“Ben problem çıkarmam.”<br />
Tabii ki hayır. Kusursuz bir Cullen değil. “Bunu biliyorum Edward; ama şu anki haliyle sıralar tam yetiyor…”<br />
“O zaman dersi bırakabilir miyim? O saati kendim çalışmak için kullanabilirim.”<br />
“Biyolojiyi bırakmak mı?” Ağzı şaşkınlıkla açıldı. Bu delice. Bildiğin bir konuyu oturup dinlemek ne kadar zor? Mutlaka Bay Banner’la ilgili bir problem olmalı. Acaba Bob’la bu konuda konuşmal mıyım? “Mezun olmak için yeterli kredin olmaz.”<br />
“Seneye tamamlarım.”<br />
“Belki de bunun hakkında ailenle konuşmalısın.”<br />
Arkamda kapı açıldı; ama her kimse beni düşünmüyordu, o yüzden görmezden gelip Bayan Cope’a odaklandım. Biraz daha yakına eğildim ve gözlerimi daha büyük tuttum. Bu, eğer siyah yerine altın rengi olsalardı daha iyi işlerdi. Siyahlık, olması gerektiği gibi insanları korkuturdu.<br />
“Lütfen Bayan Cope?” Sesimi olabildiği kadar yumuşak ve zorlayıcı tuttum – ve oldukça zorlayıcı olabildi. “Geçebileceğim başka bir bölüm yok mu? Birinde boş yer olması gerektiğinden eminim? Altıncı saat Biyoloji tek seçenek olamaz…”<br />
Dişlerimi çok geniş gösterip onu korkutmamaya dikkat ederek gülümsedim, ifadenin yüzümü yumuşatmasına izin verdim.<br />
Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Çok genç, diye hatırlattı kendine. “Peki, belki Bob –yani Bay Banner’la konuşabilirim. Bir bakarım –“<br />
Bir saniye aldı, her şeyin değişmesi: odadaki hava, buradaki görevim, bu kızıl saçlı kadına doğru eğilmiş olma sebebim… Daha önce bir amaç için olanlar, şimdi başka bir amaç içindi.<br />
Samantha Wells’in kapıyı açıp, yandaki sepete imzalı bir geç kağıdını koyarak, okuldan uzaklaşmak için aceleyle çıkması bir saniye aldı. Açık kapıdan gelen rüzgarın bana çarpması bir saniye aldı. Kapıdaki ilk kişinin beni niye düşünceleriyle bölmediğini anlamam bir saniye aldı.<br />
Emin olmak için gerekmemesine rağmen döndüm. Bana karşı isyan eden kaslarımı kontrol etmek için savaşarak, yavaşça döndüm.<br />
Bella Swan sırtı kapının yanındaki duvara yaslı, elinde bir kağıtla orada duruyordu. Benim vahşi, merhametsiz bakışımla karşılaştığında gözleri normalden daha da büyüdü.<br />
Kanının kokusu bu küçük, sıcak odadaki havanın her parçasına işlemişti. Boğazım alevler içinde yarıldı.<br />
Canavar, kızın gözlerindeki aynadan yine bana öfkeyle baktı, kötünün maskesi.<br />
Elim tezgahın üzerindeki havada tereddüt etti. Onları uzatıp Bayan Cope’un kafasını, masasına onu öldürmeye yetecek kuvvetle çarpmam için geri bakmam gerekmiyordu. İki hayat, yirmi tanesi yerine. Bir takas.<br />
Canavar heyecanla, açlıkla bunu yapmamı bekledi.<br />
Ama her zaman bir seçenek vardı - olmak zorundaydı. <br />
Akciğerlerimin hareketini kestim ve gözlerimin önüne Carlisle’ın yüzünü yerleştirdim. Bayan Cope’a döndüm ve yüz ifademin değişimine olan iç şaşkınlığını duydum. Benden geri çekildi; ama korkusu tutarlı kelimelere dökülmedi.<br />
Kendimi inkar ederek öğrendiğim bütün kontrolü kullanarak yüzümü normal ve yumuşak hale getirdim. Akciğerlerimde sadece bir kere daha konuşacak hava kalmıştı, kelimeler aceleyle döküldü.<br />
“Boşverin o zaman. İmkansız olduğunu görebiliyorum. Yardımınız için çok teşekkür ederim.”<br />
Döndüm ve kendimi odadan dışarı attım, santimler ötesinden geçerken kızın sıcak kanlı vücudunun ısısını hissetmemeye çalıştım.<br />
Arabama gidene kadar çok hızlı hareket ettim ve durmadım. İnsanların çoğu çoktan gitmişti, o yüzden pek tanık yoktu. Birinci sınıflardan biri, D.J. Garrett fark etti ve sonra aldırmadı.<br />
Cullen nereden geldi – havadan belirmiş gibi… İşte yine hayal gücüm. Annem her zaman der ki…<br />
Volvo’ma girdiğimde, diğerleri zaten oradaydı. Nefes alıp verişimi kontrol etmeye çalıştım; ama boğulmuş gibi, temiz havada soluk soluğaydım.<br />
“Edward?” dedi Alice, sesinde endişeyle.<br />
Ona sadece kafamı salladım.<br />
“Sana ne oldu böyle?” diye sordu Emmett, o anlığına Jasper’ın rövanş modunda olmadığı durumundan dikkati dağılarak.<br />
Cevap vermek yerine arabayı çalıştırdım. Bella Swan beni buraya kadar da takip etmeden önce bu park yerinden gitmek zorundaydım. Benim kişisel şeytanım, yakamı bırakmayan… Arabayı döndürdüm ve hızlandırdım. Yoldayken kırka çıktım. Köşeyi dönmeden önce yetmişteydim.<br />
Bakmadan Emmett, Rosalie ve Jasper’ın Alice’e döndüğünü biliyordum. Alice omuzlarını silkti. Ne olduğunu göremiyordu, sadece ne geldiğini görebiliyordu.<br />
Bana doğru baktı. İkimiz de kafasında gördüğü şeyi izledik ve ikimiz de şaşırdık.<br />
“Gidiyorsun?” diye fısıldadı.<br />
Diğerleri şimdi bana bakıyordu.<br />
“Öyle mi?” diye tısladım dişlerimin arasından.<br />
Çözümüm bocalar ve başka bir seçim, geleceğimi daha karanlık bir yöne döndürürken, gördü.<br />
“Ah.”<br />
Bella Swan, ölü. Benim gözlerim, taze kanla parlak kırmızı. Takip edecek arama. Bizim için güvenli olmasını bekleyip tekrar başlayacağımız zaman…<br />
“Ah.” dedi tekrar. Görüntü daha da ayrıntılı hale geldi. Şef Swan’ın evinin içini ilk defa gördüm, Bella’yı sarı dolaplı küçük mutfakta gördüm, onu gölgelerden takip ederken… kokusunun beni ona çekmesine izin verirken… sırtı bana dönüktü… <br />
“Dur!” dedim, daha fazla katlanamayıp, inleyerek.<br />
“Özür dilerim.” diye fısıldadı, gözleri büyümüştü.<br />
Canavar neşelendi.<br />
Ve sonra kafasındaki görüntü tekrar değişti. Gece, boş bir yol, yanındaki ağaçlar karla kaplı, saatte neredeyse iki yüz mille geçerken.<br />
“Seni özleyeceğim.” dedi. “Ne kadar kısa zaman için gidiyor olursan ol.”<br />
Emmett ve Rosalie birbirlerine endişeyle baktılar.<br />
Bizi eve götüren yola girmek üzereydik.<br />
“Biri burada bırak.” dedi Alice. “Carlisle’a kendin söylemelisin.”<br />
Başımı salladım ve araba aniden durdu.<br />
Emmett, Rosalie ve Jasper sessizce çıktılar; ben gittiğimde Alice’e durumu açıklatacaklardı. Alice omzuma dokundu.<br />
“Doğru olanı yapacaksın.” diye mırıldandı. Bu sefer bir görüş değildi – bir emirdi. “O Charlie Swan’ın tek ailesi. Bu onu da öldürür.”<br />
“Evet.” dedim sadece son kısmına katılarak.<br />
Kaşları endişeyle birleşerek diğerlerine katılmak için dışarı çıktı. Ben arabayı döndürene kadar, ağaçların içinde görüşümden kaybolmuşlardı.<br />
Kasabaya doğru hızlandım ve Alice’in kafasındaki görüşlerin, stroboskop ışığı gibi bir karanlık bir parlak olarak çaktığını biliyordum. Forks’a doksanla hızlanırken, nereye gittiğimden emin değildim. Babama veda etmeye mi? Yoksa içimdeki canavarı kucaklamaya mı? Yol, tekerleklerimin altında hızla kaydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Midnight Sun - Geceyarısı Güneşi - Türkçe Çeviri - Oku - Midnight Sun Türkçe Çevirisi - Midnight Sun Oku - Midnght Sun Geceyarısı Güneşi Türkçe Çevirisi - Midnight Sun 12 Bölüm Türkçe Çevirisi<br />
<br />
MIDNIGHT SUN - 12 BÖLÜM TÜRKÇE ÇEVİRİ -<br />
<br />
bölüm 1 - ilk bakış <br />
--------<br />
Bu, günün uyuyabilmeyi dilediğim zamanıydı.Lise…<br />
Ya da ara doğru kelimemiydi? Eğer günahlarımı telafi etmenin bir yolu olsaydı, bu bir ölçüyle çeteleye yazılmalıydı. Can sıkıntısı alışabileceğim bir şey değildi; her gün bir öncekinden inanılmaz derecede daha monoton geliyordu.<br />
Sanırım benim uyuma biçimim buydu – eğer uyku aktif dönemler arasındaki hareketsiz durum olarak tanımlanabilirse..<br />
Kafeteryanın uzak köşesindeki alçıdan geçen çatlaklara, orada olmayan şekiller hayal ederek baktım. Bu, kafamın içinde fışkıran, bir nehir gibi çağıldayan sesleri bastırmanıntek yoluydu.<br />
Bu seslerden birkaç yüz tanesini sıkıntı yüzünden duymazdan geliyordum.<br />
Konu insan zihnine gelince, hepsini daha önceden duymuştum. Bugün bütün düşünceler, buradaki küçük öğrenci grubuna eklenen yeni kişiyle ilgili gülünç bir heyecanla doluydu. Hepsinde ilgi uyandırmak çok kısa zaman almıştı. Yeni yüzü her açıdan düşünce üstüne düşüncede görmüştüm. Sadece sıradan bir insan kızı. Gelişinden doğan coşku bıktırıcı şekilde tahmin edilebilirdi – bir çocuğa parlak bir cisim göstermek gibi. Koyuna benzeyen erkeklerin yarısı şimdiden kendilerini ona aşık olarak hayal ediyorlardı, sadece bakılacak yeni bir şey olduğu için. Onları bastırmak için daha çok uğraştım.<br />
Sadece dört sesi tiksindiğim için değil, nezaketten engelliyordum: yanlarında olduğum zamanlardaki mahremiyet yoksunluğuna alışan ve bununla ilgili artık pek düşünmeyen ailem, iki kız ve iki erkek kardeşim. Onlara verebildiğim kadar gizlilik veriyordum. Eğer yapabilirsem dinlememeye çalışıyordum.<br />
Denediğim halde, yine de, biliyordum.<br />
Rosalie’nin aklında, her zamanki gibi, kendisi vardı. Birilerinin bardaklarında profilinin görüntüsünü yakalamıştı ve mükemmelliği üzerine düşünüyordu. Rosalie’nin zihni birkaç sürprizi olan sığ bir göletti. <br />
Emmett dün gece Jasper’a karşı kaybettiği güreş maçı yüzünden köpürüyordu. Rövanş ayarlamak için okulun bitimini getirmek, sınırlı olan bütün sabrını alacaktı. Emmett’in düşüncelerini dinlerken kendimi hiçbir zaman davetsiz misafir gibi hissetmezdim, çünkü asla sesli söylemeyeceği ya da eyleme geçirmeyeceği bir şey düşünmezdi. Belki diğerlerinin aklını okumaktan suçluluk duyuyordum, çünkü orada benim bilmemi istemeyecekleri şeyler olduğunu biliyordum. Eğer Rosalie’nin zihni sığ bir göletse, Emmett’inki de cam berraklığında, karartısız bir göldü.<br />
Ve Jasper… acı çekiyordu. Bir iç çekişi bastırdım.<br />
Edward. Alice kafasının içinde ismimi söyledi ve dikkatimi anında çekti.<br />
İsmimin sesli söylenmesiyle aynı şeydi. Adımın modasının son zamanlarda geçmiş olmasından memnundum – sinir bozucu oluyordu; herhangi bir zaman, herhangi biri, herhangi bir Edward’ı düşündüğünde, kafam istemsizce dönüyordu…<br />
Şimdi kafam dönmemişti. Alice ve ben bu gizli konuşmalarda iyiydik. Birinin bizi çok ender yakalayabiliyordu. Gözlerimi alçının çizgilerinde tuttum.<br />
Nasıl direniyor? diye sordu bana.<br />
Somurttum, ağzımın sabit şeklinde sadece ufak bir değişiklik oldu. Diğerlerini uyaracak hiçbir şey yoktu. Sıkıntıdan somurtuyor olabilirdim.<br />
Alice’in iç sesi şimdi panikteydi ve zihninde çevresel görüşüyle Jasper’ı izlediğini gördüm. Bir tehlike var mı? Yakın geleceği taradı, surat asmamın altındaki sebebi bulmak için tekdüze görüntüleri gözden geçirdi.<br />
Başımı sanki duvarın tuğlalarına bakıyormuş gibi yavaşça sola çevirip iç çektim, sonra sağa, tavandaki çatlaklara bakmaya geri döndüm. Sadece Alice kafamı salladığımı biliyordu.<br />
Rahatladı. Eğer kötüye giderse bana haber ver.<br />
Sadece gözlerimi hareket ettirdim, önce tavana sonra tekrar aşağıya.<br />
Bunu yaptığın için teşekkürler.<br />
Sesli cevap veremediğim için hoşnuttum. Ne söylerdim ki? ‘Benim için bir zevk?’ Hiç değildi. Jasper’ın mücadelelerini dinlemekten keyif almıyordum. Böyle denemek gerçekten gerekli miydi? Onun belki de sussuzlukla hiçbir zaman kalanımız gibi mücadele edemeyeceğini itiraf etmek, sınırları zorlamamak daha güvenli olmaz mıydı? Niye tehlikeyle flört etmeliydi?<br />
Son avlanma seyahatimizin üzerinden iki hafta geçmişti. Bu kalanımız için çok uzun bir zaman değildi. Bazen biraz rahatsız – eğer bir insan çok yakından yürürse, eğer rüzgar yanlış yönden eserse… ama insanlar bize çok ender yakın yürüyorlardı. İçgüdüleri onlara bilinçlerinin asla anlayamadığı şeyi söylüyordu: biz tehlikeliydik.<br />
Jasper şu anda çok tehlikeliydi.O anda, küçük bir kız bir arkadaşıyla konuşmak bizimkine en yakın masanın sonunda durdu. Sarımsı kızıl, kısa saçlarını, parmaklarını içinden geçirerek salladı. Isıtıcı, kokusunu bizim yönümüze doğru üfledi. Bu kokunun bana hissettirdiklerine alışıktım – boğazımda susatıcı bir ağrı, midemdeki boş arzu, kaslarımın istemsizce kasılması, ağzımdaki zehrin aşırı akışı…<br />
Bunların hepsi oldukça normaldi, genellikle görmezden gelinmesi kolaydı. Sadece şimdi daha zordu, Jasper’ın tepkisini izlerken hisler daha güçlü, iki misliydi. Sadece benimki yerine çifte susuzluk.<br />
Jasper hayal gücünün kendisinden kurtulmasına izin verdi. Kafasında resmediyordu – kendini Alice’in yanındaki yerinden kalkıp küçük kızın yanına giderken canlandırıyordu. Kulağına fısıldıyormuş gibi eğilip dudaklarını kızın boğazına değdirmeyi düşünüyordu. İnce teninin altındaki nabzının sıcak atışının ağzının altında nasıl hissedeceğini düşlüyordu…<br />
Sandalyesini tekmeledim.<br />
Bir dakikalığına bakışımla buluştu ve sonra aşağı baktı. Kafasının içindeki utanç ve isyan savaşını duyabiliyordum.<br />
“Özür dilerim.” diye mırıldandı.<br />
Omuzlarımı silktim.<br />
“Hiçbir şey yapmayacaktın.” dedi Alice üzüntüsünü yatıştırmak için. “Bunu görebiliyordum.”<br />
Yalanını ele vermemek için suratımı ekşitmemeye uğraştım. Birbirimize destek olmalıydık, Alice ve ben. Sesler duymak ya da gelecekten görüntüler görmek kolay değildi. Zaten ucube olanların arasında ikimiz de ucubeydik. Birbirimizin sırlarını korurduk.<br />
“Eğer onları insan olarak düşünürsen biraz yardımcı oluyor.” diye önerdi Alice, yüksek, müzikal sesi eğer yeterince yakında olan varsa, insanların duyması için çok hızlıydı. “Adı Whitney. Delice sevdiği bir kardeşi var. Annesi Esme’yi o bahçe partisine davet etmişti, hatırladın mı?”<br />
“Onun kim olduğunu biliyorum.” dedi Jasper tersçe. Uzun odanın etrafındaki saçakların altında yer alan pencerelerin birinden bakmak için döndü.<br />
Bu gece avlanmak zorunda kalacaktı. Böyle riskler alarak, gücünü test etmeye, direncini artırmaya çalışmak saçmaydı. Jasper sınırlarını kabul etmeli ve onlara göre davranmalıydı. Eski alışkanlıkları, seçilmiş yaşam şeklimize yardımcı olmuyordu; kendini böyle zorlamamalıydı.<br />
Alice sessizce iç çekti ve yemek tepisini alıp, kalkarak onu yalnız bıraktı. Jasper’ın ne zaman yeterli desteği aldığını bilirdi. Rosalie ve Emmett ilişkileriyle daha göze batsalar da, birbirlerinin ruh hallerini kendilerininki kadar iyi bilenler Alice ve Jasper’dı. Sanki onlar da akıl okuyabiliyorlarmış gibi – sadece birbirlerininkini.<br />
Edward Cullen.<br />
Refleks olarak, adımın çağrıldığı sese doğru döndüm; ama seslenilmemişti sadece bir düşünceydi.<br />
Gözlerim saniyenin küçük bir kısmında kalp şekilli soluk renkli bir yüzdeki bir çift büyük, çikolata renkli göze kilitlendi. Şimdiye kadar kendim görmüş olmasam da, yüzü tanıyordum. Bugün buradaki her insanın aklında en ön plandaydı. Yeni öğrenci, Isabella Swan. Buraya yeni bir gözetim durumuyla yaşamak için gelmiş, kasaba polis şefinin kızı. Bella. Tam ismini söyleyen herkesi düzeltmişti…<br />
Sıkılıp başka yere baktım. Onun, ismimi düşünen kişi olmadığını anlamam bir saniye sürmüştü.<br />
İlk düşüncenin Tabii ki, şimdiden Cullen’lara çarpılıyor, diye devam ettiğini duydum.<br />
Şimdi ‘sesi’ tanımıştım. Jessica Stanley – iç gevezelikleriyle beni rahatsız edeli bir süre geçmişti. Yanlış kişiye olan hayranlığını sonunda atlatmış olması büyük rahatlıktı. Daimi, gülünç hayallerinden kaçmak neredeyse imkansız oluyordu. O zamanlar, eğer dudaklarım ve arkalarındaki dişlerim onun yakınlarına gelirse tam olarak ne olacağını ona açıklayabilmeyi dilemiştim. Bu, o rahatsız edici fantezilerini sustururdu. Tepkisinin düşüncesi beni neredeyse gülümsetti.<br />
Gerçekten güzel bile değil, diye devam etti Jessica. . Niye Eric’in ona bu kadar çok baktığını anlamıyorum, yada Mikeın..Son isimde irkildi. Yeni platoniği, popüler Mike Newton ona tamamen kayıtsızdı. Belli ki, yeni kıza o kadar kayıtsız değildi. Yine parlak cisimle çocuk gibi. Kıza ailemle ilgili bilgi verirken dışarıdan samimi görünüyordu. Yeni öğrenci mutlaka bizi sormuş olmalıydı.<br />
Bugün herkes bana da bakıyor, diye düşündü Jessica kendini beğenmiş şekilde. Bella’nın benimle iki dersi olması büyük şans… Bahse girerim ki Mike bana-<br />
Dar kafalılığı ve abesliği beni delirtmeden önce bu anlamsız gevezeliği kafamdan atmaya çalıştım.<br />
“Jessica Stanley yeni Swan kızına Cullen klanının bütün kirli çamaşırlarını anlatıyor.” diye mırıldandım Emmett’a dikkatimi dağıtmak için.<br />
Alçak sesle kıkırdadı. Umarım iyi anlatıyordur, diye düşündü.<br />
“Hiç yaratıcı değil aslında. Sadece ufak skandal dokundurmaları, korku hikayesi değil. Biraz hayal kırıklığına uğradım.”<br />
Ve yeni kız? O da dedikodudan hayal kırıklığına uğramış mı?<br />
Yeni kızın, Bella’nın Jessica’nın hikayesi üzerine ne düşündüğünü duymak için dinledim. Herkesçe görmezden gelinen garip, kireç tenli aileye baktığında ne görmüştü.<br />
Tepkisini bilmek benim bir nevi sorumluluğumdu. Ailem için bir gözcüydüm, bizi korumak için. Eğer birileri şüphelenmeye başlarsa, erken bir uyarı ve kolay geri çekilme şansı verebiliyordum. Bu *** *** oluyordu – aktif hayal gücüne sahip bazı insanlar bizi bir kitap ya da film karakteri olarak görüyorlardı. Genellikle yanlış sonuca varıyorlardı; ama riske girmektense başka bir yere taşınmak daha iyiydi. Çok çok ender, birileri doğru tahmin ediyordu. Onlara hipotezlerini test etme şansı vermiyorduk. Korkutucu bir anıdan başka bir şey olmamak için sadece kayboluyorduk…<br />
Jessica’nın anlamsız iç monologunun devam ettiği yerin yakınını dinlememe rağmen hiçbir şey duymadım. Sanki orada kimse oturmuyor gibiydi. Ne tuhaf. Kız gitmiş miydi? Jessica ona hala gevezelik ettiğine göre, bu pek mümkün değildi. Dengesiz hissederek kontrol etmek için baktım. Ekstra ‘duyu’mun bana ne söyleyebileceğini kontrol etmek için – bu daha önce yapmak zorunda kaldığım bir şey değildi.<br />
Bakışım yine aynı, büyük ve kahverengi gözlere kilitlendi. Daha önce oturduğu yerde oturuyor ve Jessica ona hala Cullen’larla ilgili yerel dedikoduları anlattığı için, doğal olarak, bize bakıyordu.<br />
Bizi düşünmek de doğal olurdu.<br />
Ama bir fısıltı bile duyamadım.<br />
Bir yabancıya bakarken yakalanmanın utancından kaçmak için aşağıya bakarken, davet edici sıcak bir kırmızı, yanaklarını renklendirdi. Jasper’ın hala pencereden dışarı bakıyor olması iyiydi. Bu serbest kanın, onun kontrolüne ne yapacağını hayal etmek istemiyordum.<br />
Duyguları yüzünde sanki alnında yazılmış gibi açıktı: kendi türü ve benim türüm arasındaki hemen göze çarpmayan farkları bilmeden algıladığında şaşkınlık, Jessica’nın hikayesini dinlediğinde merak ve başka bir şey daha… büyülenme? Bu ilk olmazdı. Avlarımıza göre güzeldik. Ve son olarak, onu bana bakarken yakaladığımda utanç.<br />
Yine de, düşünceleri garip gözlerinde –garip, çünkü çok derinlerdi; kahverengi gözler genelde koyuluklarıyla düz görünürlerdi- çok açık olsa da, oturduğu yerde sessizlikten başka hiçbir şey duyamıyordum. Hiçbir şey.<br />
Bir an huzursuz hissettim.<br />
Bu daha önce karşılaştığım bir şey değildi. Bende bir sorun mu vardı? Her zaman hissettiğim gibi hissediyordum. Endişelenerek daha güçlü dinledim.<br />
…ne tür müzik seviyor acaba… belki ona şu yeni CD’den bahsedebilirim… diye düşünüyordu iki masa ötedeki Mike Newton – Bella Swan’a gözlerini dikerek.<br />
Onu izleyişine bak. Okuldaki kızların yarısının onu beklemesi yetmiyor mu… Eric Yorkie, kızın da etrafında dönen hararetli düşünceler içindeydi.<br />
…çok iğrenç. Ünlü falan olduğunu sanırsın… Edward Cullen bile ona bakıyor…Lauren Mallory o kadar kıskançlık içindeydi ki, yüzü koyu yeşil olmalıydı. Ve Jessica yeni en iyi arkadaşıyla hava atıyor. Ne şaka…Asit gibi sözler kızın düşüncelerinde dönmeye devam etti.<br />
…Bahse girerim ki herkes ona bunu sormuştur; ama onunla konuşmak isterim<br />
<br />
 Daha özgün bir soru düşüneyim… düşünceleri içindeydi Ashley Dowling.<br />
…belki İspanyolca sınıfımdadır… diye ümitlendi June Richardson.<br />
…bu akşam yapacak bir sürü şey var! Trigonometri ve İngilizce sınavı. Umarım annem… Düşünceleri alışılmadık şekilde iyi, sessiz bir kız olan Angela Weber, masada bu Bella’yı takıntı haline getirmemiş tek kişiydi.<br />
Hepsini duyabiliyordum, düşündükleri her önemsiz şeyi akıllarından geçtiği sırada duyabiliyordum; ama aldatıcı şekilde açık görünen gözlere sahip kızdan hiçbir şey yoktu.<br />
Ve tabii ki, kızın Jessica’yla konuşurken ne söylediğini duyabiliyordum. Alçak, duru sesini odanın uzak tarafından duyabilmek için akıl okumam gerekmiyordu. <br />
“Kırmızı-kahverengi saçlı çocuk hangisi?” diye sorduğunu duydum, bana gözünün kenarından gizlice bakıp, hala onu izlediğimi gördüğünde gözlerini kaçırarak.<br />
Eğer sesini duymanın ulaşamadığım bir yerde kaybolmuş düşüncelerinin tonunu saptamama yardım edeceğini ummak için vaktim olsaydı, anında hayal kırıklığına uğrayacaktım. Genellikle, insanların düşünceleri fiziksel sesleriyle yakın perdede olurdu; ama bu sessiz, utangaç ses yabancıydı, odanın içideki yüzlerce düşünceden biri değildi, bundan emindim. Tamamen yeniydi.<br />
Ah, i yi şanslar geri zekalı! diye düşündü Jessica, kızın sorusunu cevaplamadan önce. “O Edward. Harika tabii ki; ama zamanını harcama. Kimseyle çıkmaz. Belli ki buradaki kızların hiçbiri onun için yeterince güzel değil.” Burnunu kıvırdı.<br />
Gülüşümü saklamak için kafamı çevirdim. Jessica ve sınıf arkadaşlarının, hiçbiri bana özellikle çekici gelmediği için ne kadar şanslı olduklarından haberleri yoktu.<br />
Geçici neşenin altında, tam olarak anlayamadığım garip bir dürtü hissettim. Kızın farkında olmadığı, Jessica’nın düşüncelerindeki fenalıkla bir ilgisi vardı… Garip şekilde onların arasında girip, bu Bella Swan’ı Jessica’nın aklının karanlık işleyişinden koruma isteği hissettim. Ne kadar sıradışı bir duygu. Bu dürtünün altındaki sebepleri ortaya çıkarmaya çalışarak yeni kızı bir kere daha inceledim.<br />
Muhtemelen sadece uzun zaman önce gömülmüş zayıfı güçlüye karşı koruma içgüdüsüydü. Kız sınıf arkadaşlarından daha kırılgan görünüyordu. Teni öyle şeffaftı ki, dış dünyadan onu koruduğuna inanmak güçtü. Soluk, berrak zarın altındaki damarlarında kanın ritmik akışını görebiliyordum… ama buna odaklanmamalıydım. Seçtiğim bu hayatta iyiydim; ama Jasper kadar susamıştım ve bir ayartmayı davet etmenin anlamı yoktu.<br />
Kaşlarının arasında, farkında olmadığı görünen hafif bir kıvrım vardı.<br />
Bu inanılmaz derecede sinir bozucuydu! Orada oturmanın, yabancılarla konuşmanın, ilgi odağı olmanın onun için bir gerilim olduğunu net bir şekilde görebiliyordum. Utangaçlığını, narin görünümlü omuzlarını tutuşundan –sanki her an bir saldırı bekliyormuş gibi hafifçe kambur- hissedebiliyordum. Ve yine de sadece hissedebiliyor, görebiliyor, hayal edebiliyordum. Bu sıradan insan kızdan sessizlikten başka bir şey gelmiyordu. Hiçbir şey duyamıyordum. Niye?<br />
“Kalkalım mı?” diye mırıldandı Rosalie, konsantrasyonumu bozarak.<br />
Bir rahatlık hissiyle kızdan uzağa baktım. Başarısız olmaya devam etmek istemiyordum, bu beni rahatsız ediyordu. Ayrıca saklanmış düşüncelerine sadece benden gizli oldukları için ilgi duymaya başlamak istemiyordum. Şüphesiz, düşüncelerine ulaştığımda –ve bunu yapmak için bir yol bulacaktım- bütün insan düşünceleri gibi boş ve değersiz olacaklardı. Onlara ulaşmak için harcadığım çabaya değmeyeceklerdi.<br />
“Ee, yeni kız henüz birden korkuyor mu?” diye sordu Emmett, hala önceki sorusuna cevabımı bekleyerek.<br />
Omuz silktim. Daha çok bilgi için bastıracak kadar ilgili değildi. Ben de olmamalıydım.<br />
Masadan kalktık ve kafeteryadan dışarı çıktık.<br />
Emmett, Rosalie ve Jasper son sınıf rolü yapıyorlardı; dersleri için ayrıldılar. Ben onlardan daha genç bir rol oynuyordum. Birinci sınıf düzeyindeki Biyoloji sınıfıma doğru ilerledim ve zihnimi sıkıntıya hazırladım. Ortalama bir zekadan fazlasına sahip olmayan Bay Banner’ın, dersine tıpta iki dereceye sahip birini şaşırtacak bir şey ekleyebileceğinden emindim.<br />
Sınıfta sırama yerleştim ve kitaplarımı –rol malzemeleri; içlerinde bilmediğim hiçbir şey yoktu- masaya saçtım. Kendine ait bir masası olan tek öğrenci bendim. İnsanlar benden kaçmaları gerektiğini bilecek kadar zeki değildi; ama hayatta kalma içgüdüleri uzakta durmaları için yeterliydi.<br />
Oda, öğrenciler yemekten döndükçe yavaşça doldu. Arkama yaslandım ve zamanın geçmesini bekledim. Tekrar, uyuyabilmeyi diledim.<br />
Angela Weber yeni kızla beraber kapıdan içeri girdiğinde, onu düşündüğüm için ismi dikkatimi çekti.<br />
Bella benim kadar utangaç görünüyor. Bugünün onun için zor olduğuna bahse girerim. Keşke bir şey söyleyebilseydim… ama muhtemelen sadece kulağa aptal gelir…<br />
Evet! diye düşündü Mike Newton ve kızın girişini izlemek için sırasında döndü.<br />
Hala, Bella Swan’ın durduğu yerden hiçbir şey yoktu. Düşüncelerinin olması gereken boşluk beni sinirlendirip cesaretimi kırmıştı.<br />
Öğretmen kürsüsüne gidebilmek için yanımdaki yoldan geçerken yaklaştı. Zavallı kız; tek boş sıra yanımdaki sıraydı. Otomatik olarak onun tarafındaki kitaplarımı bir yığın haline getirdim. Burada rahat hissedeceğinden şüpheliydim. Uzun bir dönem için buradaydı – bu sınıfta en azından. Belki, yanında otururken sırlarını ortaya çıkarabilirdim… daha önce bu kadar yakınlığa ihtiyacım olduğundan değil… dinlemeye değecek bir şey bulacağımdan değil…<br />
Bella Swan havalandırmadan bana doğru gelen sıcak havanın içine yürüdü.<br />
Kokusu bana harap edici bir mermi, dövücü bir mancınık gibi çarptı. O zaman bana ne olduğunu açıklayacak yeterince vahşi bir simge yoktu.<br />
O anda, bir zamanlar olduğum insana hiçbir şekilde yakın değildim; kendimi gerisinde tuttuğum insanlık maskesinin parçalarından eser yoktu.<br />
Ben bir avcıydım. O benim avımdı. Dünyada bu gerçekten başka hiçbir şey yoktu.<br />
Görgü tanıklarıyla dolu bir oda yoktu – onlar çoktan kafamdaki paralel hasardılar. Düşüncelerinin gizemi unutulmuştu. Bir anlam ifade etmiyorlardı, çünkü onları düşünmeye uzun süre devam edemeyecekti.<br />
Ben bir vampirdim ve o seksen yıldır kokladığım en tatlı kana sahipti.<br />
Böyle bir kokunun var olabileceğini hiç hayal etmemiştim. Eğer bilseydim, onu yıllar önce aramaya çıkardım. Onun için bütün gezegeni tarardım. Tadını hayal edebiliyordum…<br />
Susuzluk boğazımı bir ateş gibi yaktı. Ağzım kurumuş ve kızarmıştı. Taze zehir akıntısı bu hissi gideremedi. Midem susuzluğun bir yankısı olan açlıkla büküldü. Kaslarım sıçramak üzere gerildi.<br />
Tam bir saniye geçmemişti. Hala onu rüzgar yönüne getiren adımı atıyordu. <br />
Ayağı yere değdiğinde gözleri bana kaydı, gizlice bakmak istediği belliydi. Gözleri bakışımla buluştu ve gözlerinin büyük aynasında kendimi gördüm.<br />
Orada gördüğüm yüzün şoku, hayatını birkaç sıkıntılı an kadar uzattı.<br />
Bunu kolaylaştırmadı. Yüzümdeki ifadeyi gördüğünde, kan yine yanaklarına hücum edip, tenini gördüğüm en nefis renge çevirdi. Koku, beynimde yoğun bir sisti. İçinden zorlukla düşünebiliyordum. Düşüncelerim köpürmüştü, kontrole direniyorlardı, tutarsızlardı.<br />
Kaçması gerektiğini anlamış gibi, şimdi daha hızlı yürüyordu. Acelesi onu sakarlaştırmıştı – ayağı takıldı ve sendeledi, neredeyse önümde oturan kızın üzerine düşüyordu. Savunmasız, zayıf. Bir insana göre normal olandan bile daha fazla.<br />
Gözlerinde gördüğüm yüze odaklanmaya çalıştım, tiksinerek hatırladığım yüze, içimdeki canavarın yüzüne – yıllarca çaba gösterip ve katı disiplinle yendiğim yüze. Şimdi ne kadar da kolayca yüzeye sıçramıştı.<br />
Koku yine düşüncelerimi dağıtarak ve beni neredeyse sıramdan iterek etrafımda döndü. Hayır.<br />
Kendimi sandalyede tutmaya çalışırken elim masanın kenarını kavradı. Tahta yeteri kadar dayanıklı değildi. Elim desteği ezdi ve bir avuç dolusu kıymıkla geri geldi, kalan tahtada parmaklarımın şeklini bıraktı.<br />
Delili yok et. Bu esas kuraldı. Şeklin kenarlarını parmaklarımla çabucak toz haline getirdim, masada düzensiz bir delik ile yerde ayaklarımla dağıttığım bir yığın talaş dışında hiçbir şey bırakmadım.<br />
Delili yok et. Tamamlayıcı hasar…<br />
Şimdi ne olacağını biliyordum. Gelip yanıma oturmak zorunda kalacaktı ve ben onu öldürmek zorunda kalacaktım.<br />
Sınıftaki masum izleyicilerin, on sekiz başka çocuk ve bir adamın, yakında görecekleri şeyi gördükten sonra odadan çıkmalarına izin verilemezdi.<br />
Yapmak zorunda olduğum şeyin düşüncesinden korktum. En kötü zamanımda bile, hiç böyle bir vahşet işlememiştim. Seksen yıl içinde asla masumları öldürmemiştim ve şimdi yirmi tanesini aynı anda katletmeyi planlıyordum.<br />
Aynadaki canavarın yüzü benimle alay etti.<br />
Bir yarım canavardan ürküp kaçarken, diğer yarım plan yapıyordu.<br />
Eğer ilk önce kızı öldürürsem odadaki insanlar tepki vermeden on beş – yirmi saniyem olacaktı. Belki biraz daha uzun, eğer başta ne yaptığımı anlamazlarsa. Çığlık atmaya ya da acı hissetmeye vakti olmayacaktı; onu zalimce öldürmeyecektim. Korkunç derecede çekici kana sahip yabancıya verebileceğimin en fazlası buydu.<br />
Ama sonra kalanların kaçmasını engellemem gerekecekti. Pencereler kimsenin kaçamayacağı kadar küçük ve yüksekti. Sadece kapı – onu tut ve hepsi kapana kısılsın.<br />
Panik içinde mücadele eder ve karmaşa içinde hareket ederlerken hepsini birden öldürmek daha yavaş ve zor olacaktı. İmkansız değildi; ama çok fazla ses olacaktı. Bir sürü çığlığa vakit olacaktı. Birileri duyacaktı… ve ben bu kara saatte daha çok masumu öldürmeye zorlanacaktım.<br />
Ve ben diğerlerini öldürürken, onun kanı soğuyacaktı.<br />
Koku boğazımı susatıcı acıyla keserek beni cezalandırdı.<br />
O zaman görgü tanıklarından başlayacaktım.<br />
Aklımda haritasını yaptım. Odanın ortasında, arkadaki en uzak sıradaydım. Sağ yanımı önce hallederdim. Saniyede dört ya da beş tanesinin boynunu kırabileceğimi tahmin ediyordum. Sesli olmazdı. Sağ kısım şanslı olan taraftı; benim geldiğimi görmezlerdi. Öne doğru hareket edip sol tarafa dönerek, bu odadaki her hayatı sonlandırmam en fazla beş saniyemi alırdı.<br />
Bella Swan’ın onun için neyin geldiğini görmesine yetecek kadar uzundu. Korkmasına yetecek kadar uzundu. Belki, eğer şok onu olduğu yerde dondurmazsa bir çığlık atmasına yetecek kadar uzundu. Bir yumuşak çığlık kimseyi koşturmazdı.<br />
Derin bir nefes aldım. Koku, kuru damarlarımda yarışan bir alevdi. Göğsümü sahip olduğum daha iyi her dürtüyü kül ederek yakıyordu. <br />
Şimdi yeni dönüyordu. Birkaç saniye içinde benden santimler öteye oturacaktı.<br />
Kafamdaki canavar beklentiyle gülümsedi.<br />
Solumda, biri bir dosyayı sertçe kapattı. Ölüme mahkum hangi insan olduğunu görmek için bakmadım; ama bu hareket yüzüme doğru normal, kokusuz hava gelmesini sağladı.<br />
Kısa bir saniye için, net şekilde düşünebilmiştim. Bu değerli saniyede, kafamın içinde yanyana iki yüz gördüm. <br />
Biri benimdi, ya da eskiden benimdi: Çok insan öldüren, öyle ki saymayı bıraktığım kırmızı gözlü canavar. Mantıklı kılınan, dayanağa sahip cinayetler. Bir katil katili, daha güçsüz canavarların katili. Bir ilah karışımıydı, bunu kabul ediyordum – kimin idam cezası hak ettiğine karar veriyordu. Bu ödün vererek kendimle yaptığım bir anlaşmaydı. İnsan kanıyla beslenmiştim; ama sadece en gevşek tanımla. Kurbanlarım, çeşitli karanlık zevkleriyle, benden daha fazla insan değillerdi.<br />
Diğer yüz Carlisle’ındı.<br />
İki surat arasında hiçbir benzerlik yoktu. Biri parlak gündü ve diğeri en karanlık geceydi.<br />
Bir benzerlik olması için sebep yoktu. Carlisle benim biyolojik olarak babam değildi.<br />
<br />
Rengimizdeki benzerlik, olduğumuz şeyin bir sonucuydu; bütün vampirler aynı buz beyazı tene sahipti. Gözlerimizin rengindeki benzerlik ayrı bir şeydi – ortak seçimin bir yansıması.<br />
Ve yine de bir benzerlik için kaynak olmasa da, onun seçimini benimsediğim ve adımlarını takip ettiğim son yetmiş yılda, yüzümün onunkini yansıtmaya başladığını düşünmüştüm. Hatlarım değişmemişti; ama bana, bilgeliğinin birazı ifademi işaretlemiş, merhameti ağzımın şeklinde izlenebiliyormuş ve sabrının işaretleri kaşımda belirgin gibi gelmişti.<br />
Bütün bu küçük gelişmeler, canavarın yüzünde kaybolmuştu. Kısa bir süre içinde, yaratıcımla, sayılan her şekilde babam olan akıl hocamla geçirdiğim yılları yansıtacak hiçbir şey kalmayacaktı. Gözlerim şeytanınki gibi kırmızı parlayacaktı ve bütün benzerlik sonsuza dek kaybolacaktı.<br />
Kafamda, Carlisle’ın gözleri beni yargılamıyordu. Yapacağım bu korkunç davranış için beni affedeceğini biliyordum, çünkü beni seviyordu, çünkü aslında olduğumdan daha iyi olduğumu düşünüyordu ve ona yanıldığını kanıtladığımda bile, beni yine sevecekti.<br />
Bella Swan yanımdaki sandalyeye oturdu, hareketleri tutuk ve sakardı – korkuyla mı?- ve kanının kokusu, etrafımda acımasız bir bulut haline geldi.<br />
Babama benim hakkımda yanıldığını kanıtlayacaktım. Bu durumun ızdırabı neredeyse boğazımdaki ateş kadar acıttı.<br />
Tiksinerek ondan uzaklaştım – onun için sızlanan canavar isyan etti.<br />
Niye buraya gelmek zorundaydı? Niye var olmak zorundaydı? Niye aslında hayat olmayan bu şeyde bulduğum küçücük huzuru bozmak zorundaydı? Bu çileden çıkartıcı insan niye doğmuştu? Beni mahvedecekti.<br />
Ani bir şiddetle, mantıksız nefret beni baştan aşağı sararken yüzümü çevirdim. <br />
Bu yaratık kimdi? Niye ben, niye şimdi? Sadece o, ortaya çıkmak için bu ihtimali düşük kasabayı seçti diye niye ben her şeyi kaybetmek zorundaydım?<br />
Niye buraya gelmişti!<br />
Bir canavar olmak istemiyordum! Bir oda dolusu zararsız çocuğu öldürmek istemiyordum! Ömür boyu fedakarlık ve inkarla kazandığım her şeyi kaybetmek istemiyordum!<br />
Yapmayacaktım. Bana bunu yaptıramayacaktı.<br />
Problem kokuydu, kanının korkunç derecede çekici kokusuydu. Eğer karşı koymanın sadece bir yolu olsaydı… eğer sadece başka bir temiz hava dalgası zihnimi berraklaştırabilseydi.<br />
Bella Swan, uzun, gür, kızıl kahverengi saçlarını benim yönüme doğru salladı.<br />
Delirmiş miydi? Canavarı kışkırtıyor gibiydi, onunla alay ediyor gibi.<br />
Kokuyu benden uzağa üfleyecek hiçbir yardımsever esinti yoktu. Hepsi kısa sürede yok olacaktı.<br />
Hayır, hiç yardımcı esinti yoktu; ama nefes almak zorunda değildim.<br />
Ciğerlerime dolan havayı durdurdum. Rahatlık aniydi; ama yarımdı. Kokunun anısı hala kafamdaydı ve tadı dilimdeydi. Böyle bile, çok uzun süre karşı koyamayacaktım; ama belki bir saatliğine yapabilirdim. Bir saat. Belki kurban olmak zorunda olmayan kurbanlarla dolu bu odadan çıkmaya yetecek kadar zaman.<br />
Nefes almamak rahatsız edici bir histi. Vücudumun oksijene ihtiyacı yoktu; ama bu içgüdülerime ters düşüyordu. Gerginlik anlarında koku alma duyuma diğerlerinden daha çok güvenirdim. Avda yolü gösterirdi, tehlike durumunda ilk uyarıydı. Benim kadar tehlikeli bir şeye *** *** rastlamazdım; ama kendini koruma içgüdüsü, benim türümde sıradan bir insanınki kadar güçlüydü.<br />
Rahatsız edici; ama idare edilebilir. Onun kokusunu alıp, dişlerimi ince, saydam ve nefis teninden, sıcak, ıslak, nabzı atan-<br />
Bir saat! Sadece bir saat. O kokuyu, o tadı kesinlikle düşünmemeliydim.<br />
Sessiz kız saçlarını aramıza koydu, dosyasına doğru dökülmesi için öne eğildi. Yüzünü göremiyordum, berrak, derin gözlerindeki duyguları okumaya çalışamıyordum. Buklelerini aramıza yaymasının sebebi bu muydu? O gözleri benden saklamak mı? Korkudan? Utançtan? Sırlarını benden saklamak için?<br />
Sessiz düşüncelerinden doğan eski rahatsızlığım, şimdi beni ele geçiren ihtiyaçtan –ayrıca nefretten- çok daha zayıftı. Yanımdaki narin kadın-çocuktan nefret ediyordum, ondan eski halime sarılışımın, aileme olan sevgimin, olduğumdan daha iyi biri olmaya dair hayallerimin bütün hararetiyle nefret ediyordum. Ondan nefret etmek, bana hissettirdiklerinden nefret etmek – bu biraz yardımcı oldu. Evet, daha önce hissettiğim rahatsızlık zayıftı; ama o da biraz yardım etti. Beni onun tadını hayal etmekten alıkoyacak her türlü duyguya sarıldım.<br />
Nefret ve rahatsızlık. Sabırsızlık. Şu saat hiç geçmeyecek miydi?<br />
Ve sonra ders bittiğinde… bu odadan çıkardı… ve ben ne yapardım?<br />
Kendimi tanıtırdım. Merhaba, benim adım Edward Cullen. Sana bir sonraki sınıfına kadar eşlik edebilir miyim? <br />
Evet derdi. Yapılacak nazik hareket buydu. Benden çoktan korkarken ve şüphelenirken bile, adete uyarak yanımda yürürdü. Onu yanlış tarafa yönlendirmek kolay olmalıydı. Park yerinin arkasına oraya dokunmak için uzanan bir parmak gibi yakın olan ormana. Ona kitabımı arabamda unuttuğumu söyleyebilirdim…<br />
Birileri onun son kez birlikte görüldüğü insanın ben olduğumu fark eder miydi? Her zamanki gibi yağmur yağıyordu; yanlış yöne giden yağmurluklu iki kişi çok fazla dikkat çekmez ya da beni ele vermezdi.<br />
Tabii bugün onun farkında olan tek öğrencinin ben olmadığımı saymazsak – kimse benim kadar olmasa da. Özellikle Mike Newton, o sandalyesinde huzursuzca kıpırdanırken –bana yakın olmaktan rahatsızdı, tıpkı herkesin olacağı gibi, tıpkı kokusu bütün merhametli endişemi yok etmeden önce beklediğim gibi- her hareketinin bilincindeydi. Eğer kız sınıftan benimle çıkarsa Mike Newton bunu fark ederdi.<br />
Eğer bir saat dayanabilirsem, iki saat dayanabilir miydim?<br />
Yanmanın acısından korktum.<br />
Boş bir eve gidecekti. Polis Şefi Swan tüm gün çalışıyordu. Evini, bu küçük kasabadaki bütün evler gibi, biliyordum. Ormanın hemen yanındaydı, yakın komşu yoktu. Çığlık atmaya vakti olsa bile, ki olmayacaktı, duyacak kimse olmazdı.<br />
Bu işle ilgilenmenin sorumlu yolu buydu. İnsan kanı olmaksızın yetmiş yıl idare etmiştim. Eğer nefesimi tutarsam, iki saat dayanabilirdim. Onu yalnız yakaladığımda, başka kimsenin incinme riski olmayacaktı. Ve deneyim sırasında acele etmek için de hiçbir sebep yok. diye katıldı kafamın içindeki canavar.<br />
Bu odadaki on dokuz insanı çaba va sabırla kurtararak, bu masum kızı öldürdüğümde daha az canavar olacağımı düşünmek saçmaydı.<br />
Ondan nefret etsem de, bunun adaletsiz olduğunu biliyordum. Aslında kendimden nefret ettiğimi biliyordum ve o öldüğünde ikimizden de çok daha fazla nefret edecektim.<br />
Bir saati bu şekilde geçirdim – onu öldürmenin en iyi yollarını hayal ederek. Asıl eylemi düşlememeye çalıştım. Bu bana fazla gelebilirdi; bu savaşı kaybedip görüşümdeki herkesi öldürebilirdim. O yüzden stratejiden başka hiçbir şey planlamadım. <br />
Bir kere, sona doğru, saçlarıyla ördüğü duvardan bana baktı. Bakışıyla buluştuğumda benden yayılan adaletsiz nefreti hissedebiliyordum – onun korkmuş gözlerinde bunun yansımasını görebiliyordum. Kan, o yüzünü tekrar saklayamadan önce yanağını renklendirdi ve ben neredeyse mahvolmuştum.<br />
Ama zil çaldı. Zil kurtardı – ne kadar da klişe. İkimiz de kurtulduk. O ölümden kurtuldu. Ben sadece kısa bir süreliğine korktuğum ve nefret ettiğim kabus gibi yaratığa dönüşmekten kurtuldum.<br />
Odadan dışarı fırladığımda, gerektiği kadar yavaş yürüyemedim. Eğer biri bana bakıyor olsaydı, hareket edişimde bir yanlışlık olduğundan şüphelenebilirlerdi. Kimse bana dikkat etmiyordu. Bütün insan düşünceleri, bir saatten biraz kısa bir süre içinde ölmeye hükümlü kızın etrafında dönüyordu.<br />
Arabama saklandım.<br />
Kendimi saklanmak zorunda kalmış olarak düşünmekten hoşlanmazdım. Kulağa ne kadar ödlekçe geliyordu… ama şüphesiz, şimdi durum buydu.<br />
Şimdi insanların arasında olmama yetecek kadar disipline sahip değildim. Birini öldürmemek için bu kadar odaklanmam, diğerlerine karşı gelmem için bana kaynak bırakmıyordu. Bu ne büyük bir israf olurdu. Eğer canavara boyun eğeceksem, yenilgiye değecek hale getirebilirdim.<br />
Genelde beni sakinleştiren bir CD çaldım; ama çok az işe yaradı. Hayır, en çok yardım eden, açık pencerelerimden hafif yağmurla birlikte giren serin, ıslak ve temiz havaydı. Bella Swan’ın kanını kusursuz netlikle hatırlamama rağmen, temiz havayı içime çekmek, bunun enfeksiyonunu vücudumdan yıkamak gibiydi.<br />
Aklım yine başımdaydı. Tekrar düşünebilirdim ve tekrar savaşabilirdim. Olmak istemediğim şeye karşı savaşabilirdim.<br />
Evine gitmek zorunda değildim. Onu öldürmek zorunda değildim. Açıkça, mantıklı, düşünebilen bir yaratıktım ve seçeneğim vardı. Her zaman bir seçenek vardı.<br />
Sınıftaki gibi hissettirmiyordu… ama şimdi ondan uzaktaydım. Belki, eğer ondan çok çok dikkatle kaçarsam hayatımın değişmesine gerek kalmazdı. İşler istediğim şekilde düzenliydi. Niye böle çileden çıkarıcı ve leziz birinin bunu mahvetmesine izin verecektim ki?<br />
Babamı hayal kırıklığına uğratmak zorunda değildim. Annemin gerginlik, endişe… acı çekmesine sebep olmak zorunda değildim. Evet, bu beni evlat edinmiş annemi de incitirdi ve Esme çok nazik, çok duygusal ve yumuşaktı. Onun gibi birine acı çektirmek kesinlikle affedilemezdi.<br />
Bu insan kızını Jessica Stanley’nin art niyetli düşüncelerinin küçük, dişsiz tehdidinden korumak istemem ne kadar ironikti. Isabella Swan için bir koruyucu olabilecek son kişi bendim. Asla benden ihtiyacı olduğu kadar, hiçbir şeyden korunmaya ihtiyacı olmayacaktı.<br />
Aniden Alice’in nerede olduğunu merak ettim. Swan kızını pek çok şekilde öldürdüğümü görmemiş miydi? Niye yardım etmeye gelmemişti – beni durdurmaya ya da kanıtları yok etmeye, hangisi olursa? Jasper’la ilgili sorunları izlemeye dikkatini öyle vermişti ki, bu çok daha korkunç ihtimali kaçırmış mıydı? Düşündüğümden daha mı güçlüydüm? Kıza gerçekten hiçbir şey yapmayacak mıydım?<br />
Hayır. Bunun doğru olmadığını biliyordum. Alice mutlaka Jasper’a çok fazla odaklanıyor olmalıydı.<br />
Olacağını bildiğim yönü, İngilizce sınıfları için kullanılan küçük binayı taradım. Tanıdık ‘sesi’ni bulmam uzun sürmedi. Ve haklıydım. Her düşüncesi Jasper’a dönüktü, en ufak kararlarını dakika dakika takip ediyordu.<br />
Ona akıl danışabilmeyi diledim; ama aynı zamanda ne yapabileceğimi bilmediğinden memnundum, son bir saatte düşündüğüm katliamın farkında olmamasından.<br />
Vücudumda yeni bir yanma hissettim – utanç. Hiçbirinin bilmesini istemiyordum. <br />
Eğer Bella Swan’dan kaçabilirsem, eğer onu öldürmemeyi başarabilirsem –bunu düşündüğümde bile, canavar kıvrandı ve dişlerini sinirle gıcırdattı- o zaman kimsenin bilmesine gerek kalmadı. Eğer onun kokusundan uzak durabilirsem…<br />
En azından niye denemeyeceğime dair hiçbir sebep yoktu. İyi bir seçim yapmayı. Carlisle’ın olduğumu düşündüğüm kişi olmayı.<br />
Okulun son saati neredeyse bitmişti. Yeni planımı hemen harekete geçirmeye karar verdim. Burada, yanımdan geçip beni tekrar mahvedebileceği yerde oturmaktan iyiydi. Yine, kıza haksız bir nefret hissettim. Üzerimde sahip olduğu bu bilinçsiz güçten nefret ettim. Beni hakaret ettiğim bir şeye dönüştürebilmesinden nefret ettim.<br />
Küçük kampüsten ofise doğru hızla yürüdüm – biraz fazla hızla; ama tanık yoktu. Bella Swan’ın yolunun benimle kesişmesi için hiçbir sebep yoktu. Olduğu bela gibi kaçınılacaktı.<br />
Ofis görmek istediğim sekreter dışında boştu.<br />
Sessiz girişimi fark etmedi.<br />
“Bayan Cope?”<br />
Doğal olmayan kırmızı saçlı kadın baktı ve gözleri büyüdü. Anlamadıkları küçük işaretler onları hep hazırlıksız yakalardı, bizi daha önce ne kadar çok görmüş olsalar da.<br />
“Ah.” dedi şaşırıp, zorlukla soluyarak. Bluzunu düzeltti. Aptal, diye düşündü kendi kendine. O neredeyse benim çocuğum olacak kadar genç. Böyle düşünmek için çok genç… “Merhaba Edward. Senin için ne yapabilirim?” Kalın gözlüklerinin arkasında kirpikleri titredi.<br />
Rahatsız edici. Ama olmak istediğim zaman nasıl çekici olabileceğimi biliyordum. Hangi ses tonuyla konuşacağımı, hangi hareketleri yapacağımı bildiğim için kolaydı.<br />
Öne doğru eğilip, derinliksiz, küçük kahverengi gözlerine derin bakıyormuş gibi bakışıyla buluştum. Düşünceleri şimdiden heyecan içindeydi. Bu basit olmalıydı.<br />
<br />
“Bana ders programımla ilgili yardım edip edemeyeceğinizi merak ediyordum.” dedim insanları korkutmamak için ayırdığım yumuşak sesle.<br />
Kalbinin temposunun arttığını duydum.<br />
“Tabii ki Edward. Nasıl yardımcı olabilirim?” Çok genç, çok genç, diye tekrarladı. Yanılıyordu tabii ki. Ben onun büyükbabasından daha yaşlıydım; ama ehliyet belgeme göre, haklıydı.<br />
“Acaba biyoloji sınıfımdan son sınıf seviyesinde fen dersine geçebilir miyim? Fizik, mesela?”<br />
“Bay Banner’la bir problem mi var Edward?”<br />
“Hayır, sadece ben bu konuları zaten işlemiştim…”<br />
“Alaska’da gittiğiniz hızlandırılmış okulda, doğru.” Bunu düşünürken ince dudakları büzüldü. Hepsi üniversitede olmalılar. Öğretmenlerin şikayet ettiğini hiç duymadım. Muhteşem notlar, cevap verirken tereddüt yok, testlerde hiç yanlış cevap yok – sanki her konuda hile yapmanın bir yolunu bulmuşlar gibi. Bay Varner bir öğrencinin ondan daha zeki olduğunu düşünmektense, hile yapıldığına inanmayı tercih eder… Annelerinin onlara özel ders verdiğine bahse girerim… “Aslına bakarsan Edward, Fizik şu anda oldukça dolu. Bay Banner bir sınıfta yirmi beşten fazla öğrenci olmasından nefret eder-“<br />
“Ben problem çıkarmam.”<br />
Tabii ki hayır. Kusursuz bir Cullen değil. “Bunu biliyorum Edward; ama şu anki haliyle sıralar tam yetiyor…”<br />
“O zaman dersi bırakabilir miyim? O saati kendim çalışmak için kullanabilirim.”<br />
“Biyolojiyi bırakmak mı?” Ağzı şaşkınlıkla açıldı. Bu delice. Bildiğin bir konuyu oturup dinlemek ne kadar zor? Mutlaka Bay Banner’la ilgili bir problem olmalı. Acaba Bob’la bu konuda konuşmal mıyım? “Mezun olmak için yeterli kredin olmaz.”<br />
“Seneye tamamlarım.”<br />
“Belki de bunun hakkında ailenle konuşmalısın.”<br />
Arkamda kapı açıldı; ama her kimse beni düşünmüyordu, o yüzden görmezden gelip Bayan Cope’a odaklandım. Biraz daha yakına eğildim ve gözlerimi daha büyük tuttum. Bu, eğer siyah yerine altın rengi olsalardı daha iyi işlerdi. Siyahlık, olması gerektiği gibi insanları korkuturdu.<br />
“Lütfen Bayan Cope?” Sesimi olabildiği kadar yumuşak ve zorlayıcı tuttum – ve oldukça zorlayıcı olabildi. “Geçebileceğim başka bir bölüm yok mu? Birinde boş yer olması gerektiğinden eminim? Altıncı saat Biyoloji tek seçenek olamaz…”<br />
Dişlerimi çok geniş gösterip onu korkutmamaya dikkat ederek gülümsedim, ifadenin yüzümü yumuşatmasına izin verdim.<br />
Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Çok genç, diye hatırlattı kendine. “Peki, belki Bob –yani Bay Banner’la konuşabilirim. Bir bakarım –“<br />
Bir saniye aldı, her şeyin değişmesi: odadaki hava, buradaki görevim, bu kızıl saçlı kadına doğru eğilmiş olma sebebim… Daha önce bir amaç için olanlar, şimdi başka bir amaç içindi.<br />
Samantha Wells’in kapıyı açıp, yandaki sepete imzalı bir geç kağıdını koyarak, okuldan uzaklaşmak için aceleyle çıkması bir saniye aldı. Açık kapıdan gelen rüzgarın bana çarpması bir saniye aldı. Kapıdaki ilk kişinin beni niye düşünceleriyle bölmediğini anlamam bir saniye aldı.<br />
Emin olmak için gerekmemesine rağmen döndüm. Bana karşı isyan eden kaslarımı kontrol etmek için savaşarak, yavaşça döndüm.<br />
Bella Swan sırtı kapının yanındaki duvara yaslı, elinde bir kağıtla orada duruyordu. Benim vahşi, merhametsiz bakışımla karşılaştığında gözleri normalden daha da büyüdü.<br />
Kanının kokusu bu küçük, sıcak odadaki havanın her parçasına işlemişti. Boğazım alevler içinde yarıldı.<br />
Canavar, kızın gözlerindeki aynadan yine bana öfkeyle baktı, kötünün maskesi.<br />
Elim tezgahın üzerindeki havada tereddüt etti. Onları uzatıp Bayan Cope’un kafasını, masasına onu öldürmeye yetecek kuvvetle çarpmam için geri bakmam gerekmiyordu. İki hayat, yirmi tanesi yerine. Bir takas.<br />
Canavar heyecanla, açlıkla bunu yapmamı bekledi.<br />
Ama her zaman bir seçenek vardı - olmak zorundaydı. <br />
Akciğerlerimin hareketini kestim ve gözlerimin önüne Carlisle’ın yüzünü yerleştirdim. Bayan Cope’a döndüm ve yüz ifademin değişimine olan iç şaşkınlığını duydum. Benden geri çekildi; ama korkusu tutarlı kelimelere dökülmedi.<br />
Kendimi inkar ederek öğrendiğim bütün kontrolü kullanarak yüzümü normal ve yumuşak hale getirdim. Akciğerlerimde sadece bir kere daha konuşacak hava kalmıştı, kelimeler aceleyle döküldü.<br />
“Boşverin o zaman. İmkansız olduğunu görebiliyorum. Yardımınız için çok teşekkür ederim.”<br />
Döndüm ve kendimi odadan dışarı attım, santimler ötesinden geçerken kızın sıcak kanlı vücudunun ısısını hissetmemeye çalıştım.<br />
Arabama gidene kadar çok hızlı hareket ettim ve durmadım. İnsanların çoğu çoktan gitmişti, o yüzden pek tanık yoktu. Birinci sınıflardan biri, D.J. Garrett fark etti ve sonra aldırmadı.<br />
Cullen nereden geldi – havadan belirmiş gibi… İşte yine hayal gücüm. Annem her zaman der ki…<br />
Volvo’ma girdiğimde, diğerleri zaten oradaydı. Nefes alıp verişimi kontrol etmeye çalıştım; ama boğulmuş gibi, temiz havada soluk soluğaydım.<br />
“Edward?” dedi Alice, sesinde endişeyle.<br />
Ona sadece kafamı salladım.<br />
“Sana ne oldu böyle?” diye sordu Emmett, o anlığına Jasper’ın rövanş modunda olmadığı durumundan dikkati dağılarak.<br />
Cevap vermek yerine arabayı çalıştırdım. Bella Swan beni buraya kadar da takip etmeden önce bu park yerinden gitmek zorundaydım. Benim kişisel şeytanım, yakamı bırakmayan… Arabayı döndürdüm ve hızlandırdım. Yoldayken kırka çıktım. Köşeyi dönmeden önce yetmişteydim.<br />
Bakmadan Emmett, Rosalie ve Jasper’ın Alice’e döndüğünü biliyordum. Alice omuzlarını silkti. Ne olduğunu göremiyordu, sadece ne geldiğini görebiliyordu.<br />
Bana doğru baktı. İkimiz de kafasında gördüğü şeyi izledik ve ikimiz de şaşırdık.<br />
“Gidiyorsun?” diye fısıldadı.<br />
Diğerleri şimdi bana bakıyordu.<br />
“Öyle mi?” diye tısladım dişlerimin arasından.<br />
Çözümüm bocalar ve başka bir seçim, geleceğimi daha karanlık bir yöne döndürürken, gördü.<br />
“Ah.”<br />
Bella Swan, ölü. Benim gözlerim, taze kanla parlak kırmızı. Takip edecek arama. Bizim için güvenli olmasını bekleyip tekrar başlayacağımız zaman…<br />
“Ah.” dedi tekrar. Görüntü daha da ayrıntılı hale geldi. Şef Swan’ın evinin içini ilk defa gördüm, Bella’yı sarı dolaplı küçük mutfakta gördüm, onu gölgelerden takip ederken… kokusunun beni ona çekmesine izin verirken… sırtı bana dönüktü… <br />
“Dur!” dedim, daha fazla katlanamayıp, inleyerek.<br />
“Özür dilerim.” diye fısıldadı, gözleri büyümüştü.<br />
Canavar neşelendi.<br />
Ve sonra kafasındaki görüntü tekrar değişti. Gece, boş bir yol, yanındaki ağaçlar karla kaplı, saatte neredeyse iki yüz mille geçerken.<br />
“Seni özleyeceğim.” dedi. “Ne kadar kısa zaman için gidiyor olursan ol.”<br />
Emmett ve Rosalie birbirlerine endişeyle baktılar.<br />
Bizi eve götüren yola girmek üzereydik.<br />
“Biri burada bırak.” dedi Alice. “Carlisle’a kendin söylemelisin.”<br />
Başımı salladım ve araba aniden durdu.<br />
Emmett, Rosalie ve Jasper sessizce çıktılar; ben gittiğimde Alice’e durumu açıklatacaklardı. Alice omzuma dokundu.<br />
“Doğru olanı yapacaksın.” diye mırıldandı. Bu sefer bir görüş değildi – bir emirdi. “O Charlie Swan’ın tek ailesi. Bu onu da öldürür.”<br />
“Evet.” dedim sadece son kısmına katılarak.<br />
Kaşları endişeyle birleşerek diğerlerine katılmak için dışarı çıktı. Ben arabayı döndürene kadar, ağaçların içinde görüşümden kaybolmuşlardı.<br />
Kasabaya doğru hızlandım ve Alice’in kafasındaki görüşlerin, stroboskop ışığı gibi bir karanlık bir parlak olarak çaktığını biliyordum. Forks’a doksanla hızlanırken, nereye gittiğimden emin değildim. Babama veda etmeye mi? Yoksa içimdeki canavarı kucaklamaya mı? Yol, tekerleklerimin altında hızla kaydı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Onur Koç-İnci Tanem]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6825</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 16:31:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator>µGµr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6825</guid>
			<description><![CDATA[<object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=999463&#x26;embed=on&#x26;vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=999463&#x26;embed=on&#x26;vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=999463&embed=on&vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=999463&embed=on&vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşkın Derya Yılmaz -Buz (gül mü diken mi )]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6823</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 16:17:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator>µGµr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6823</guid>
			<description><![CDATA[<object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1701991&#x26;embed=on&#x26;vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1701991&#x26;embed=on&#x26;vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1701991&embed=on&vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1701991&embed=on&vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RE: Öss Geometri Çıkmış Soru ve Çözümleri - From #1880]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6822</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 16:04:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator>alparslan001</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6822</guid>
			<description><![CDATA[*****]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[*****]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2010 Model Audi A8 4.2 Quattro]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6821</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 15:40:15 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SisteM</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6821</guid>
			<description><![CDATA[Audi A8 4.2 Quattro Resimleri - Audi A8 4.2 Quattro Fotoğrafları - Audi Resimleri - Son Model Audi - 2010 Model Audi<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img109.imageshack.us/img109/8510/audia810.jpg" border="0" alt="[Resim: audia810.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/2271/audia801.jpg" border="0" alt="[Resim: audia801.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img59.imageshack.us/img59/5920/audia803.jpg" border="0" alt="[Resim: audia803.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img704.imageshack.us/img704/5383/audia804.jpg" border="0" alt="[Resim: audia804.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img704.imageshack.us/img704/8533/audia806.jpg" border="0" alt="[Resim: audia806.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/1935/audia811.jpg" border="0" alt="[Resim: audia811.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img96.imageshack.us/img96/7345/audia807.jpg" border="0" alt="[Resim: audia807.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/7234/audia813.jpg" border="0" alt="[Resim: audia813.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/9898/audia817.jpg" border="0" alt="[Resim: audia817.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img59.imageshack.us/img59/4204/audia814.jpg" border="0" alt="[Resim: audia814.jpg&#93;" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Audi A8 4.2 Quattro Resimleri - Audi A8 4.2 Quattro Fotoğrafları - Audi Resimleri - Son Model Audi - 2010 Model Audi<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img109.imageshack.us/img109/8510/audia810.jpg" border="0" alt="[Resim: audia810.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/2271/audia801.jpg" border="0" alt="[Resim: audia801.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img59.imageshack.us/img59/5920/audia803.jpg" border="0" alt="[Resim: audia803.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img704.imageshack.us/img704/5383/audia804.jpg" border="0" alt="[Resim: audia804.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img704.imageshack.us/img704/8533/audia806.jpg" border="0" alt="[Resim: audia806.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/1935/audia811.jpg" border="0" alt="[Resim: audia811.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img96.imageshack.us/img96/7345/audia807.jpg" border="0" alt="[Resim: audia807.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/7234/audia813.jpg" border="0" alt="[Resim: audia813.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img707.imageshack.us/img707/9898/audia817.jpg" border="0" alt="[Resim: audia817.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img59.imageshack.us/img59/4204/audia814.jpg" border="0" alt="[Resim: audia814.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uzaylı Sanılıp Taşlanan Emo]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6820</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 15:29:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SisteM</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6820</guid>
			<description><![CDATA[Emo Resimleri, Uzaylı Sanıp Yaşlanan Emo<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://photos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs228.snc1/7533_193497369553_183701339553_3894726_1766437_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 7533_193497369553_183701339553_3894726_1766437_n.jpg&#93;" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Emo Resimleri, Uzaylı Sanıp Yaşlanan Emo<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://photos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs228.snc1/7533_193497369553_183701339553_3894726_1766437_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 7533_193497369553_183701339553_3894726_1766437_n.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şok Taciz Görüntüleri]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6819</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 15:23:15 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SisteM</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6819</guid>
			<description><![CDATA[Taciz Görüntüleri - Taciz Fotoğrafları - Saniye Saniye taciz<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img176.imageshack.us/img176/6301/1qk0.jpg" border="0" alt="[Resim: 1qk0.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img176.imageshack.us/img176/7378/2mg2.jpg" border="0" alt="[Resim: 2mg2.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img176.imageshack.us/img176/2085/3vg2.jpg" border="0" alt="[Resim: 3vg2.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img181.imageshack.us/img181/9407/4ck4.jpg" border="0" alt="[Resim: 4ck4.jpg&#93;" /><br />
<br />
Nedir bu erkeklerin kızlardan çektikleri <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Taciz Görüntüleri - Taciz Fotoğrafları - Saniye Saniye taciz<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img176.imageshack.us/img176/6301/1qk0.jpg" border="0" alt="[Resim: 1qk0.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img176.imageshack.us/img176/7378/2mg2.jpg" border="0" alt="[Resim: 2mg2.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img176.imageshack.us/img176/2085/3vg2.jpg" border="0" alt="[Resim: 3vg2.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img181.imageshack.us/img181/9407/4ck4.jpg" border="0" alt="[Resim: 4ck4.jpg]" /><br />
<br />
Nedir bu erkeklerin kızlardan çektikleri <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya böyle duyurdu]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6818</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 18:59:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ByAdam's</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6818</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">ABD Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komisyonu'nun dün verdiği kararı dünya basın böyle duyurdu.<br />
<br />
Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komisyonu'nun 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasını öngören karar tasarısını kabul etmesi dünya basınında geniş yer buldu.<br />
<br />
AZERİ BASINI: ABD'DEN TÜRK DÜNYASINA İHANET<br />
<br />
Azeri Yeni Müsavat gazetesi, "Amerika'dan Türk dünyasına ihanet" başlığıyla verdiği haberde, "ABD soykırım tasarısını gündeme taşıyarak Ankara’yı Dağlık Karabağ sorunu koşulundan vazgeçerek Ermenistan sınırını açmaya zorluyor. Ancak Türkiye’nin sert tepkisi Amerika’nın planlarını bozabilir." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Times gazetesi olayla ilgili haberine tam sayfa ayırdı.<br />
<br />
"Obama yönetimi tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda da kabulünü hala engelleyebilir. Ancak dünkü karar bile tek başına, Amerika'nın en yakın Müslüman müttefiki ile ilişkilerini zehirleyebilir" yorumunu yapan gazetenin haberinde şu ifadeler yer aldı:<br />
<br />
"Washington Kuzey Irak'a ulaşım konusunda Türkiye'ye bağımlı. İran'ı bölgesinden izole etme çabalarında da öyle. NATO'nun tek Müslüman üyesi olan, İncirlik'te bir Amerikan üssüne ev sahipliği yapan Türkiye'nin, Amerika'nın sorunlu F35 savaş uçakları gibi kilit önemdeki savunma projelerine de dahil olduğu düşünülürse, elinde oynayabileceği birçok kart var.<br />
<br />
Ancak bu tür kararların geri tepebileceğini ifade ederek NATO müttefiklerini sürekli tehdit eden Türkiye'nin, Ermeni soykırımını öteden beri kabul eden Rusya ile ilişkileri hiç bu kadar sıcak olmamıştı. Türkiye'nin bir numaralı doğal gaz tedarikçisine yakınlaşmada gösterdiği bu pragmatizm, Amerika Birleşik Devletleri'ne gösterdiği yüksek perdeden tepkiyi gölgede bırakıyor."<br />
<br />
TÜRKİYE'Yİ RİSKE ATMAYA DEĞER Mİ?<br />
<br />
Guardian'da Stephen Kinzer imzası ile çıkan makalede ise şu ifadeler yer alıyor:<br />
<br />
"ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'nun kararı, eğer modern tarihin tüm büyük vahşetlerini ele alsaydı, kabul edilebilir ve değerli olurdu. 20. yüzyılın tüm katilleri arasında bir tek Türklerin öne çıkarılması, farklı bir şey. Bu oylama duyguların, etnik lobicilik falliyetlerinin, ve Amerika'nın yüz yıldır oynamaya çalıştığı ahlak yargıçlığı rolünün zaferidir.<br />
<br />
Son yıllarda Türkiye, Ortadoğu'da yeni ve iddialı bir role soyundu. Türkiye, ABD'nin giremediği bölgelere giriyor, farklı fraksiyonlar ile konuşuyor ve ABD'nin sağlayamayacağı anlaşmaları sağlıyor. Ve bunu, Batı değerleri ve stratejik hedefleri ile uyumlu olarak yapıyor. Hiçbir ülke Türkiye kadar, ABD'nin bu coğrafyada yönünü bulmasına yardım edecek donanıma sahip değil.<br />
<br />
Ahlaki beyanda bulunmak için tüm bunları riske atmaya değer mi?"<br />
<br />
ERMENİ BASINI: GENEL KURUL'A GELMEZ<br />
<br />
Ermenistan'da yayımlanan gazeteler ise haberlerinde, tasarının Kongre Genel Kurulu'na gelip gelmeyeceği sorusuna yanıt aradı. Aykanak Jamanak gazetesi, "2000, 2005 ve 2007 yıllarında da benzeri kararlar çıktı. Ama devamı gelmedi. Dün çıkan kararı da benzeri ‘talihsilik’ bekliyor" yorumunu yaptı.<br />
<br />
AZG gazetesi ise, "Barack Obama 24 Nisan’da soykırım ifadesini kullanmazsa, tasarı Senato’dan zor geçer. Ancak tersi durum Ankara’ya zor anlar yaşatır ve tasarının Senato'dan geçmesi engellemez."<br />
<br />
OBAMA SON DAKİKAYA KADAR SESSİZ KALDI<br />
<br />
Amerikan gazeteleri ise, Obama yönetiminin tasarının geçmemesi yönündeki son dakika çabasının sonuçsuz kaldığına vurguda bulunuyor.<br />
<br />
New York Times, "Kararın Türkiye'yi gücendirmesi ve Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecini tehlikeye atması muhtemel" yorumunda bulunurken, Wall Street Journal "Tasarının Kongre'deki geleceği belirsiz. Obama yönetimi, benzer tasarılara açıkça karşı çıkan Bush ve Clinton yönetimlerinin aksine bir duruş sergiledi. Son dakikaya kadar sessiz kaldı" ifadesini kullandı.(NTV)</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">ABD Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komisyonu'nun dün verdiği kararı dünya basın böyle duyurdu.<br />
<br />
Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komisyonu'nun 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasını öngören karar tasarısını kabul etmesi dünya basınında geniş yer buldu.<br />
<br />
AZERİ BASINI: ABD'DEN TÜRK DÜNYASINA İHANET<br />
<br />
Azeri Yeni Müsavat gazetesi, "Amerika'dan Türk dünyasına ihanet" başlığıyla verdiği haberde, "ABD soykırım tasarısını gündeme taşıyarak Ankara’yı Dağlık Karabağ sorunu koşulundan vazgeçerek Ermenistan sınırını açmaya zorluyor. Ancak Türkiye’nin sert tepkisi Amerika’nın planlarını bozabilir." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Times gazetesi olayla ilgili haberine tam sayfa ayırdı.<br />
<br />
"Obama yönetimi tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda da kabulünü hala engelleyebilir. Ancak dünkü karar bile tek başına, Amerika'nın en yakın Müslüman müttefiki ile ilişkilerini zehirleyebilir" yorumunu yapan gazetenin haberinde şu ifadeler yer aldı:<br />
<br />
"Washington Kuzey Irak'a ulaşım konusunda Türkiye'ye bağımlı. İran'ı bölgesinden izole etme çabalarında da öyle. NATO'nun tek Müslüman üyesi olan, İncirlik'te bir Amerikan üssüne ev sahipliği yapan Türkiye'nin, Amerika'nın sorunlu F35 savaş uçakları gibi kilit önemdeki savunma projelerine de dahil olduğu düşünülürse, elinde oynayabileceği birçok kart var.<br />
<br />
Ancak bu tür kararların geri tepebileceğini ifade ederek NATO müttefiklerini sürekli tehdit eden Türkiye'nin, Ermeni soykırımını öteden beri kabul eden Rusya ile ilişkileri hiç bu kadar sıcak olmamıştı. Türkiye'nin bir numaralı doğal gaz tedarikçisine yakınlaşmada gösterdiği bu pragmatizm, Amerika Birleşik Devletleri'ne gösterdiği yüksek perdeden tepkiyi gölgede bırakıyor."<br />
<br />
TÜRKİYE'Yİ RİSKE ATMAYA DEĞER Mİ?<br />
<br />
Guardian'da Stephen Kinzer imzası ile çıkan makalede ise şu ifadeler yer alıyor:<br />
<br />
"ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'nun kararı, eğer modern tarihin tüm büyük vahşetlerini ele alsaydı, kabul edilebilir ve değerli olurdu. 20. yüzyılın tüm katilleri arasında bir tek Türklerin öne çıkarılması, farklı bir şey. Bu oylama duyguların, etnik lobicilik falliyetlerinin, ve Amerika'nın yüz yıldır oynamaya çalıştığı ahlak yargıçlığı rolünün zaferidir.<br />
<br />
Son yıllarda Türkiye, Ortadoğu'da yeni ve iddialı bir role soyundu. Türkiye, ABD'nin giremediği bölgelere giriyor, farklı fraksiyonlar ile konuşuyor ve ABD'nin sağlayamayacağı anlaşmaları sağlıyor. Ve bunu, Batı değerleri ve stratejik hedefleri ile uyumlu olarak yapıyor. Hiçbir ülke Türkiye kadar, ABD'nin bu coğrafyada yönünü bulmasına yardım edecek donanıma sahip değil.<br />
<br />
Ahlaki beyanda bulunmak için tüm bunları riske atmaya değer mi?"<br />
<br />
ERMENİ BASINI: GENEL KURUL'A GELMEZ<br />
<br />
Ermenistan'da yayımlanan gazeteler ise haberlerinde, tasarının Kongre Genel Kurulu'na gelip gelmeyeceği sorusuna yanıt aradı. Aykanak Jamanak gazetesi, "2000, 2005 ve 2007 yıllarında da benzeri kararlar çıktı. Ama devamı gelmedi. Dün çıkan kararı da benzeri ‘talihsilik’ bekliyor" yorumunu yaptı.<br />
<br />
AZG gazetesi ise, "Barack Obama 24 Nisan’da soykırım ifadesini kullanmazsa, tasarı Senato’dan zor geçer. Ancak tersi durum Ankara’ya zor anlar yaşatır ve tasarının Senato'dan geçmesi engellemez."<br />
<br />
OBAMA SON DAKİKAYA KADAR SESSİZ KALDI<br />
<br />
Amerikan gazeteleri ise, Obama yönetiminin tasarının geçmemesi yönündeki son dakika çabasının sonuçsuz kaldığına vurguda bulunuyor.<br />
<br />
New York Times, "Kararın Türkiye'yi gücendirmesi ve Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecini tehlikeye atması muhtemel" yorumunda bulunurken, Wall Street Journal "Tasarının Kongre'deki geleceği belirsiz. Obama yönetimi, benzer tasarılara açıkça karşı çıkan Bush ve Clinton yönetimlerinin aksine bir duruş sergiledi. Son dakikaya kadar sessiz kaldı" ifadesini kullandı.(NTV)</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ABD Büyükelçisi Dışişlerine çağırıldı]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6817</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 18:58:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ByAdam's</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6817</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına yönelik karar tasarısının kabul edilmesiyle ilgili olarak, "ABD parlamentosunda böyle bir tablonun çıkmasının üzücü" olduğunu belirtti.<br />
<br />
Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında, tasarıyla ilgili hem hükümet hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından gerekli<br />
açıklamaların yapıldığını ve bu konuda Türkiye'nin tutumunun net olduğunu söyledi.<br />
<br />
Oylamanın neticesinden çok, oylamanın sürecine dikkati çekmek istediğini ifade eden Davutoğlu, tarihi olaylarla ilgili bir konunun değerlendirmesinin bir<br />
parlamento tarafından yapılmasının yol açabileceği tablonun çok açık bir şekilde göz önüne çıktığını kaydetti.<br />
<br />
"ABD gibi küresel bir gücün, insanlık tarihinin en önemli güçlerinden birinin parlamentosunda böyle bir tablonun ortaya çıkması çok üzücüdür" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
"Yüz yıl önce yaşanan olaylarla ilgili yapılan oylamada sürecin kendisi son derece gayri ciddi bir görüntü oluşturmuştur. Bu kararla bir millet hakkında<br />
hükmedilmiştir. Tarihi bir olay yargılanmıştır. Ancak bu oylamaya katılanların bu tarihi olayla ilgili ne kadar kanaat sahibi oldukları dün oylama sırasında<br />
takındıkları tavırla da ortaya çıkmıştır."<br />
Aslında bunun son derece önemli bir tecrübe olarak düşünülmesi gerektiğini kaydeden Davutoğlu, 1915'de yaşananları en iyi o dönemi yaşayan<br />
halkların bileceğini belirterek, Ermeniler için 1915'in bir "tehcir" dönemi olabileceğini, ancak Türkler için de 1915'in aynı zamanda bir Çanakkale olduğunu<br />
ifade etti. Davutoğlu, "1915 bir milletin bekaasıyla ilgili büyük bir savunma içinde olduğu bir yıldır. Anadolu'da büyük acılar yaşanmıştır. O yıllarda<br />
Balkanlardan 2 milyon insanımız göç etmiştir. Kafkasya'dan göçler yaşanmıştır.<br />
<br />
Bir imparatorluğun dağılış sürecinde büyük bir kaos yaşanmıştır. Biz Türk milleti olarak bu acıları paylaşmayı her zaman bildik. Bu acılardan siyasi dersler çıkarmak yerine insani dersler çıkarmaya çalıştık" dedi.<br />
<br />
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dün oylamanın ardından Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın istişarelerde bulunmak üzere Ankara'ya çağrıldığını, şu<br />
saatlerde ise ABD'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'nin Dışişleri Bakanlığında görüşmelerde bulunduğunu söyledi.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına yönelik karar tasarısının kabul edilmesiyle ilgili olarak, "ABD parlamentosunda böyle bir tablonun çıkmasının üzücü" olduğunu belirtti.<br />
<br />
Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında, tasarıyla ilgili hem hükümet hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından gerekli<br />
açıklamaların yapıldığını ve bu konuda Türkiye'nin tutumunun net olduğunu söyledi.<br />
<br />
Oylamanın neticesinden çok, oylamanın sürecine dikkati çekmek istediğini ifade eden Davutoğlu, tarihi olaylarla ilgili bir konunun değerlendirmesinin bir<br />
parlamento tarafından yapılmasının yol açabileceği tablonun çok açık bir şekilde göz önüne çıktığını kaydetti.<br />
<br />
"ABD gibi küresel bir gücün, insanlık tarihinin en önemli güçlerinden birinin parlamentosunda böyle bir tablonun ortaya çıkması çok üzücüdür" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
"Yüz yıl önce yaşanan olaylarla ilgili yapılan oylamada sürecin kendisi son derece gayri ciddi bir görüntü oluşturmuştur. Bu kararla bir millet hakkında<br />
hükmedilmiştir. Tarihi bir olay yargılanmıştır. Ancak bu oylamaya katılanların bu tarihi olayla ilgili ne kadar kanaat sahibi oldukları dün oylama sırasında<br />
takındıkları tavırla da ortaya çıkmıştır."<br />
Aslında bunun son derece önemli bir tecrübe olarak düşünülmesi gerektiğini kaydeden Davutoğlu, 1915'de yaşananları en iyi o dönemi yaşayan<br />
halkların bileceğini belirterek, Ermeniler için 1915'in bir "tehcir" dönemi olabileceğini, ancak Türkler için de 1915'in aynı zamanda bir Çanakkale olduğunu<br />
ifade etti. Davutoğlu, "1915 bir milletin bekaasıyla ilgili büyük bir savunma içinde olduğu bir yıldır. Anadolu'da büyük acılar yaşanmıştır. O yıllarda<br />
Balkanlardan 2 milyon insanımız göç etmiştir. Kafkasya'dan göçler yaşanmıştır.<br />
<br />
Bir imparatorluğun dağılış sürecinde büyük bir kaos yaşanmıştır. Biz Türk milleti olarak bu acıları paylaşmayı her zaman bildik. Bu acılardan siyasi dersler çıkarmak yerine insani dersler çıkarmaya çalıştık" dedi.<br />
<br />
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dün oylamanın ardından Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın istişarelerde bulunmak üzere Ankara'ya çağrıldığını, şu<br />
saatlerde ise ABD'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'nin Dışişleri Bakanlığında görüşmelerde bulunduğunu söyledi.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ankara, Washington Büyükelçisi'ni geri çağırdı]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6816</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 18:56:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ByAdam's</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6816</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">ABD Temsilciler Meclisi'nin Ermeni iddialarını kabul eden kararı Ankara'yı öfkelendirdi...<br />
<br />
Sözde Ermeni soykırımı iddialarını içeren bir karar tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabul edilmesi, Ankara'da büyük üzüntü ve kızgınlık yarattı.<br />
Hükümet açıklamasında, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde, Ermeni iddialarını içeren tasarının kabul edilmesine ilişkin olarak, "Türk ulusunu işlemediği bir suçla itham eden bu tasarıyı kınıyoruz" denildi.<br />
<br />
Açıklamada, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın bu gelişme çerçevesinde istişareler için bu akşam Ankara'ya çağrıldığı bildirildi.<br />
Başbakanlık Basın Merkezinin internet sitesinde yayımlanan "Hükümet Açıklaması"nda, Türkiye'nin, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tarafından, 1915 yılı olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarının<br />
kabul edilmesinin üzüntüyle karşılandığı ifade edildi.<br />
<br />
Açıklamada, şunlar kaydedildi:<br />
"Türk ulusunu işlemediği bir suçla itham eden bu tasarıyı kınıyoruz. Bu tasarıyı destekleyenler, tarihi gerçekler ve uzman tarihçiler arasındaki konuyla ilgili fikir ayrılıklarını görmezden gelerek siyasi saiklerle yanlış ve haksız bir tutum benimsemişlerdir.<br />
<br />
Tasarı, 1915 olaylarına ilişkin olarak içerdiği somut tarihi hataların yanı sıra, tamamen tek yanlı bir yaklaşımla hazırlanmıştır. Türkiye, Birinci<br />
Dünya Savaşı sırasında Anadolu halkının tümünün yaşadığı acı olayların tarihçiler tarafından ön yargısız biçimde ve bilimsel yöntemlerle, tarihi kaynak ve arşivlere dayanılarak incelenmesi gerektiğine inanmaktadır.<br />
<br />
Siyasetçilerin, tarihçilerin alanına yönelik müdahaleleri her zaman olumsuz etkiler yaratmıştır.<br />
<br />
Tasarının, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabulünün arzu edilmeyen sonuçlara yol açacağına esasen konuya ilişkin girişimlerimiz sırasında<br />
açıklıkla işaret edilmişti.<br />
<br />
Tüm uyarılarımıza rağmen Komite tarafından kabul edilen bu tasarının Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermesinden ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi yönündeki çabaları sekteye uğratacak olmasından ciddi kaygı<br />
duyuyoruz.<br />
<br />
ABD ile geniş bir ortak gündem çerçevesinde yürüttüğümüz çalışmaları olumsuz etkileyebilecek bu karar, maalesef bir stratejik vizyon eksikliğine de işaret etmektedir. Washington Büyükelçimiz Namık Tan, bu gelişme çerçevesinde bu akşam istişareler için Ankara'ya çağrılmıştır."<br />
<br />
UYARI VE TAVIR<br />
<br />
Türkiye, söz konusu tasarının geçmesi durumunda bunun hem Türk-Amerikan ilişkilerine hem de Ermenistan'la yürütülen sürecin olumsuz etkilenebileceği uyarısında bulundu. Ayrıca, Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın Ankara'ya çekilmesi de masada bulunan seçenekler arasında.<br />
<br />
ANKARA'DA HAREKETLİ SAATLER<br />
<br />
ABD Dış İlişkiler Komitesinde 1915 olaylarına<br />
ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını öngören tasarının oylandığı saatlerde<br />
Ankara'da hareketli saatler yaşandı.<br />
<br />
Tasarının oylama sürecini yakından takip eden Dışişleri Bakanı Ahmet<br />
Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı kadroları, tasarının geçmesi veya geçmemesi<br />
ihtimallerine karşı planlar geliştirirken, bu planları siyasi irade ile de<br />
paylaşarak Türkiye'nin izleyeceği politikayı netleştirdi.<br />
<br />
Davutoğlu'nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile önceden planlanan akşamki<br />
görüşmesinin tasarının Komitede onaylanması saatlerine denk gelmesi üzerine, ele<br />
alınması planlanan konuların yanı sıra oylama da masaya yatırıldı. Davutoğlu,<br />
Başbakan Erdoğan'a sürece, o ana kadar yapılan çalışmalara ve oylamanın muhtelif<br />
sonucuna göre atılacak adımlara ilişkin bilgi verdi.<br />
<br />
Erdoğan ile görüşmesinin ardından Bakanlığa dönen Davutoğlu, başta<br />
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu olmak üzere<br />
Bakanlığın ilgili yetkilileriyle bir araya geldi. Durum tespitinin yapıldığı ve<br />
planların son bir kez gözden geçirildiği bu görüşme de yaklaşık iki saat sürdü.<br />
<br />
Davutoğlu, ekibine son talimatları verdikten sonra durumu yine takip etmek üzere<br />
konutuna geçti, ilgili yetkililer ise Bakanlıkta kaldı.<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">ABD Temsilciler Meclisi'nin Ermeni iddialarını kabul eden kararı Ankara'yı öfkelendirdi...<br />
<br />
Sözde Ermeni soykırımı iddialarını içeren bir karar tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabul edilmesi, Ankara'da büyük üzüntü ve kızgınlık yarattı.<br />
Hükümet açıklamasında, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde, Ermeni iddialarını içeren tasarının kabul edilmesine ilişkin olarak, "Türk ulusunu işlemediği bir suçla itham eden bu tasarıyı kınıyoruz" denildi.<br />
<br />
Açıklamada, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın bu gelişme çerçevesinde istişareler için bu akşam Ankara'ya çağrıldığı bildirildi.<br />
Başbakanlık Basın Merkezinin internet sitesinde yayımlanan "Hükümet Açıklaması"nda, Türkiye'nin, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tarafından, 1915 yılı olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarının<br />
kabul edilmesinin üzüntüyle karşılandığı ifade edildi.<br />
<br />
Açıklamada, şunlar kaydedildi:<br />
"Türk ulusunu işlemediği bir suçla itham eden bu tasarıyı kınıyoruz. Bu tasarıyı destekleyenler, tarihi gerçekler ve uzman tarihçiler arasındaki konuyla ilgili fikir ayrılıklarını görmezden gelerek siyasi saiklerle yanlış ve haksız bir tutum benimsemişlerdir.<br />
<br />
Tasarı, 1915 olaylarına ilişkin olarak içerdiği somut tarihi hataların yanı sıra, tamamen tek yanlı bir yaklaşımla hazırlanmıştır. Türkiye, Birinci<br />
Dünya Savaşı sırasında Anadolu halkının tümünün yaşadığı acı olayların tarihçiler tarafından ön yargısız biçimde ve bilimsel yöntemlerle, tarihi kaynak ve arşivlere dayanılarak incelenmesi gerektiğine inanmaktadır.<br />
<br />
Siyasetçilerin, tarihçilerin alanına yönelik müdahaleleri her zaman olumsuz etkiler yaratmıştır.<br />
<br />
Tasarının, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabulünün arzu edilmeyen sonuçlara yol açacağına esasen konuya ilişkin girişimlerimiz sırasında<br />
açıklıkla işaret edilmişti.<br />
<br />
Tüm uyarılarımıza rağmen Komite tarafından kabul edilen bu tasarının Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermesinden ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi yönündeki çabaları sekteye uğratacak olmasından ciddi kaygı<br />
duyuyoruz.<br />
<br />
ABD ile geniş bir ortak gündem çerçevesinde yürüttüğümüz çalışmaları olumsuz etkileyebilecek bu karar, maalesef bir stratejik vizyon eksikliğine de işaret etmektedir. Washington Büyükelçimiz Namık Tan, bu gelişme çerçevesinde bu akşam istişareler için Ankara'ya çağrılmıştır."<br />
<br />
UYARI VE TAVIR<br />
<br />
Türkiye, söz konusu tasarının geçmesi durumunda bunun hem Türk-Amerikan ilişkilerine hem de Ermenistan'la yürütülen sürecin olumsuz etkilenebileceği uyarısında bulundu. Ayrıca, Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın Ankara'ya çekilmesi de masada bulunan seçenekler arasında.<br />
<br />
ANKARA'DA HAREKETLİ SAATLER<br />
<br />
ABD Dış İlişkiler Komitesinde 1915 olaylarına<br />
ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını öngören tasarının oylandığı saatlerde<br />
Ankara'da hareketli saatler yaşandı.<br />
<br />
Tasarının oylama sürecini yakından takip eden Dışişleri Bakanı Ahmet<br />
Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı kadroları, tasarının geçmesi veya geçmemesi<br />
ihtimallerine karşı planlar geliştirirken, bu planları siyasi irade ile de<br />
paylaşarak Türkiye'nin izleyeceği politikayı netleştirdi.<br />
<br />
Davutoğlu'nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile önceden planlanan akşamki<br />
görüşmesinin tasarının Komitede onaylanması saatlerine denk gelmesi üzerine, ele<br />
alınması planlanan konuların yanı sıra oylama da masaya yatırıldı. Davutoğlu,<br />
Başbakan Erdoğan'a sürece, o ana kadar yapılan çalışmalara ve oylamanın muhtelif<br />
sonucuna göre atılacak adımlara ilişkin bilgi verdi.<br />
<br />
Erdoğan ile görüşmesinin ardından Bakanlığa dönen Davutoğlu, başta<br />
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu olmak üzere<br />
Bakanlığın ilgili yetkilileriyle bir araya geldi. Durum tespitinin yapıldığı ve<br />
planların son bir kez gözden geçirildiği bu görüşme de yaklaşık iki saat sürdü.<br />
<br />
Davutoğlu, ekibine son talimatları verdikten sonra durumu yine takip etmek üzere<br />
konutuna geçti, ilgili yetkililer ise Bakanlıkta kaldı.<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rezil karardaki adam]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6815</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 18:55:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ByAdam's</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6815</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://video1.yazete.com/yazetemirror/pics/news/050320100823056383785_2.jpg" border="0" alt="[Resim: 050320100823056383785_2.jpg&#93;" /><br />
<br />
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Berman'ın büyük rolü...<br />
<br />
Tarihi Türk-ABD ilişkilerine ve stratejik ortaklığa büyük darbe vuracak olar 'rezil karar'da çirkin parmak. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde Ermeni iddialarını içeren tasarıyla ilgili oylamada, Komite Başkanı Howard Berman'ın oyların 23'e karşı 22 olduğu an tasarının kabul edildiğini açıklaması büyük tepki çekti..<br />
<br />
"EVET"ÇİLER, "HAYIR"CILAR<br />
<br />
"Hayır"lar "Evet"lerin önündeyken ısrarla oylama süresini uzatan, çirkin tasarı lehinde oy vermesi beklenen milletvekillerini büyük bir sabırla bekleyen Berman, aynı sabrı son milletvekilinin oy vermesini beklemek için göstermedi. Rezil gecede Cumhuriyetçi kanattan 13 milletvekili tasarının aleyhine, 6 milletvekili lehine; Demokrat kanattan ise 9 milletvekili tasarının aleyhine, 17 milletvekili lehine oy kullandığı açıklandı.<br />
<br />
ÇİRKİN KONUŞMA<br />
<br />
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman görüşmenin açılışında yaptığı konuşmada, "Hiçbir şey Türkiye'nin 'Ermeni soykırımı' gerçekliğine gözünü kapamasını haklı çıkarmaz. Türkiye'nin 'soykırımın' gerçekliğini kabul etmesinin zamanı" dedi. Nobel Edebiyat Ödülü alan Orhan Pamuk'a da değinen Berman, Pamuk'un 1915 olaylarıyla ilgili sözlerinden dolayı "ülkesinden kovulduğunu" ileri sürdü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://video1.yazete.com/yazetemirror/pics/news/050320100823056383785_2.jpg" border="0" alt="[Resim: 050320100823056383785_2.jpg]" /><br />
<br />
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Berman'ın büyük rolü...<br />
<br />
Tarihi Türk-ABD ilişkilerine ve stratejik ortaklığa büyük darbe vuracak olar 'rezil karar'da çirkin parmak. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde Ermeni iddialarını içeren tasarıyla ilgili oylamada, Komite Başkanı Howard Berman'ın oyların 23'e karşı 22 olduğu an tasarının kabul edildiğini açıklaması büyük tepki çekti..<br />
<br />
"EVET"ÇİLER, "HAYIR"CILAR<br />
<br />
"Hayır"lar "Evet"lerin önündeyken ısrarla oylama süresini uzatan, çirkin tasarı lehinde oy vermesi beklenen milletvekillerini büyük bir sabırla bekleyen Berman, aynı sabrı son milletvekilinin oy vermesini beklemek için göstermedi. Rezil gecede Cumhuriyetçi kanattan 13 milletvekili tasarının aleyhine, 6 milletvekili lehine; Demokrat kanattan ise 9 milletvekili tasarının aleyhine, 17 milletvekili lehine oy kullandığı açıklandı.<br />
<br />
ÇİRKİN KONUŞMA<br />
<br />
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman görüşmenin açılışında yaptığı konuşmada, "Hiçbir şey Türkiye'nin 'Ermeni soykırımı' gerçekliğine gözünü kapamasını haklı çıkarmaz. Türkiye'nin 'soykırımın' gerçekliğini kabul etmesinin zamanı" dedi. Nobel Edebiyat Ödülü alan Orhan Pamuk'a da değinen Berman, Pamuk'un 1915 olaylarıyla ilgili sözlerinden dolayı "ülkesinden kovulduğunu" ileri sürdü.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ABD'den rezil karar]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6814</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 18:53:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator>ByAdam's</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6814</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Ermeni diasporasının oyuncağı oldu...<br />
<br />
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarıyı 22'ye karşı 23 oyla kabul etti. Oylamaya bir milletvekili katılmadı.<br />
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman, yaklaşık bir buçuk saat süren oylamanın ardından, tasarının kabul edildiğini açıkladı. Salondaki Ermeniler'in ise Başkan'ın açıklamasını alkışlayarak dinlemesi dikkat çekti.<br />
<br />
Yaklaşık beş saat süren oylama maratonunda sonuç son ana kadar belli değildi. "Hayır" oyları 22'ye 20 önde giderken, salondan ayrılan 4 üyeden 3'ünün geri dönmesi tasarının da kaderini değiştirdi. Komite'de kabul edilen tasarıda, ABD Başkanı'nın her 24 Nisan'da Amerikan halkını sözde "soykırım" sırasında hayatını kaybeden 1.5 milyon Ermeni'yi anmaya davet etmesi isteniyor.<br />
<br />
Karar tasarısının bundan sonraki aşaması, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na sunulması. Ancak Genel Kurul gündemine alınıp alınmayacağı henüz belli değil.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Ermeni diasporasının oyuncağı oldu...<br />
<br />
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarıyı 22'ye karşı 23 oyla kabul etti. Oylamaya bir milletvekili katılmadı.<br />
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman, yaklaşık bir buçuk saat süren oylamanın ardından, tasarının kabul edildiğini açıkladı. Salondaki Ermeniler'in ise Başkan'ın açıklamasını alkışlayarak dinlemesi dikkat çekti.<br />
<br />
Yaklaşık beş saat süren oylama maratonunda sonuç son ana kadar belli değildi. "Hayır" oyları 22'ye 20 önde giderken, salondan ayrılan 4 üyeden 3'ünün geri dönmesi tasarının da kaderini değiştirdi. Komite'de kabul edilen tasarıda, ABD Başkanı'nın her 24 Nisan'da Amerikan halkını sözde "soykırım" sırasında hayatını kaybeden 1.5 milyon Ermeni'yi anmaya davet etmesi isteniyor.<br />
<br />
Karar tasarısının bundan sonraki aşaması, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na sunulması. Ancak Genel Kurul gündemine alınıp alınmayacağı henüz belli değil.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RE: s a - From #6813]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6827</link>
			<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 23:29:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SiY@h MeLeqQ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6827</guid>
			<description><![CDATA[insallah <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> ya bisey isticem sizden bu üniversite bölümüne yurtdisindan türkiyede okumak icin bilgileri koyabilirmisiniz?? orda istek bölümünü aradim oraya yazicakdim ama yoktu yada bn görmedim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[insallah <img class="postimage" src="http://www.paylasimtr.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> ya bisey isticem sizden bu üniversite bölümüne yurtdisindan türkiyede okumak icin bilgileri koyabilirmisiniz?? orda istek bölümünü aradim oraya yazicakdim ama yoktu yada bn görmedim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[s a]]></title>
			<link>http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6813</link>
			<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 16:51:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator>SiY@h MeLeqQ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.paylasimtr.net/showthread.php?tid=6813</guid>
			<description><![CDATA[s a millet bnde yeni katildim buraya tesadüfen buldum bu sayfayi hosuma gitti üye oldumhttp://www.paylasimtr.net/images/icons/smile.gif ismim büsra 18 yasindayim almanyada oturuorum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[s a millet bnde yeni katildim buraya tesadüfen buldum bu sayfayi hosuma gitti üye oldumhttp://www.paylasimtr.net/images/icons/smile.gif ismim büsra 18 yasindayim almanyada oturuorum]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>